Nasreddin Hoca'dan nükteler

 

Akşehirliler bir gün Nasrettin Hoca'ya takılır ve sorarlar:


"Nasrettin Hoca senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir, aslı var mıdır?"


Nasrettin Hoca :


"Her halde öyle olmalıdır."der.Bunun üzerine ahali: 


"Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar.Hoca madem kabullendin göster bir mucize de görelim!" der.


Nasrettin Hoca:


"Pekala şimdi size bir numara yapalım" der. Karşısında durmakta olan çınar ağacına;


"Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!" der. Tabii ne gelen ağaç var, ne giden. Nasrettin Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır.


Akşehirliler: "Ne oldu  Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!" diye gülünce Nasrettin Hoca: "Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür." der.


 


 


Nasrettin Hoca'ya "tıp bilir misin" diye sorarlar.


"Bilirim, hem de şöyle derim: ayağını sıcak tut, başını serin, bir iş bul kendine, düşünme derin."


 


 


Nasrettin Hoca'ya bir gün:


"Sabah olunca insanların kimi o yana ,kimide bu yana gider. Sebebi hikmeti ne ola ki?" diye sorarlar. Nasrettin Hoca da:


"Bunu bilmeyecek ne var, hepsi aynı yöne gidecek olsa, dünyanın dengesi bozulur da ondan."


 


 


Nasrettin Hoca, altını çize çize "Hiç bir dünyevi işle iştigal etmedim" diyor ya!.. Bunu duyan biri: “Nasrettin Hoca, demiş, sen bu ailene neyle nasıl bakıyon Allah aşkına ? Nereden geliyor bu değirmenin suyu? " gibi soruları sıralamaya başlamış. Nasrettin Hoca Talak Suresi 3. ayetini okuyarak:


“Kim Allah'a tevekkül ederse, Allah ona yeter...bir de ona, ummadığı yerden rızık verir, ” diye cevap vermiş, fakat adam tatmin olmamış:


“Nasrettin Hoca, amenna, amenna da... Neylen geçiniyoooon? diye tekrar sormuş. Nasrettin Hoca bu kez de, Zümer süresi, 36. ayetle cevap vererek;


“Allah kuluna kafi değil mi?” demiş, adam yine:


“Nasrettin Hoca, amenna, anladık, Allah kuluna kafi de... Sen neylen geçiniyooon?” diye üstelemiş. Nasrettin Hoca da dayanamamış ve :


“Şu kadar hanım, bu kadar hamamın var!..” gibilerinden  şeyleri saymaya başlayınca adam:


“Hah, demiş, şimdi oldu işte canım!..” deyince, Nasrettin Hoca cevabı yapıştırmış :


“Allah'a itimat etmiyorun da, hana hamama mı itimat ediyorsun ha! Çabuk, tövbe et !.."


 


 


Nasrettin Hoca'nın komşusu, oğluna kız istemeye gidecekmiş.Düşünür taşınır, dünürcü olarak Hoca gelir aklına. "Sevilen, sayılan, ağzı iyi laf yapan Nasrettin Hoca'ya da kızı vermezlerse kime verecekler?" der. Gider Hoca'ya açar konuyu. Hoca da: "Tamam" der. Varırlar istenecek kızın evine. Hoş, beş, kahve... derken gelir sıra asıl meseleye. Nasrettin Hoca bir-iki öksürdükten sonra girer konuya:


"Bizim komşunun oğlu , sizin kızı öpmek istiyor,ne dersiniz?" deyince odada buz gibi bir hava eser. Komşusu: " Hoca, Hoca! Sakalından utan! Bunlar nasıl laf  böyle?" deyince Nasrettin Hoca odayı terk eder. İçeridekiler özür üstüne özür dilerler kızın babasından.Oğlan tarafından biri, kız isteme işini üstlenir, başlar söze:


"Allah'ın emri, Peygamber'in kavli ile kızınızı oğlumuza  istiyoruz." Vermeye dünden razı olacak ki kızın babası:


"Allah yazdıysa biz ne diyelim? Hayırlı olsun." deyip verir kızını. İçeridekilerin konuşmalarını dışarıdan işiten Nasrettin Hoca, açık olan oda penceresinden içeriye seslenir:“İşte benim dediğim olacak!”


 


 


Nasrettin Hoca'nın evine üç molla misafirliğe gelmiş ama üçü de birbirinden oburmuş.  Nasrettin Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırırlarmış. Bu sırada odaya Nasrettin Hoca'nın oğlu girmiş. Mollalar Nasrettin Hoca'yı memnun etmek için:


"Aman ne güzel çocuk...Adı ne bunun?” diye sormuşlar. Nasrettin Hoca:


“Adı farzdır,” demiş. Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar:


“Bu ne biçim isim  Hoca Efendi?" demişler. Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık.” Nasrettin Hoca hemen taşı gediğine koymuş:


“Yaa, sünnet diyelim de onu da mı yiyin? ”


 


 


Çocuklar, mahallede birbirlerine girmişler. Ele geçirdikleri bir kucak cevizi bir türlü doğru dürüst bölüştüremiyorlarmış. Kavganın kızıştığı bir sırada Nasrettin Hoca da oradan geçiyormuş. Çocuklar koşarak ona başvurmuşlar:


"Hoca Efendi, ne olur, şunları bize güzelce bölüştürüver!"


Çocuklar bir kenara çekilmişler. Nasrettin Hoca geçmiş cevizlerin başına:


"Çocuklar demiş, Allah taksimi mi istersiniz, yoksa kul taksimi mi?"


Çocukların hepsi birden:


"Allah taksimi isteriz!" diye bağırmışlar. Bunun üzerine Nasrettin Hoca bir ceviz alıp bir çocuğa vermiş. Arkasından iki cevizi bir başkasına, üc cevizi ötekine, beş altı taneyi berikine.. Çocuklar Nasrettin Hoca’ya itiraza başlamışlar.


"Bu nasıl taksim  Hoca Efendi, haksızlık ettin!" demişler. Nasrettin Hoca da:


"Çocuklar, siz benden Allah taksimi istemediniz mi?  Allah taksimi böyledir. O, dilediğine az, dilediğine çok verir, ama herkes kısmetine boyun eğer!"


Çocuklar bu sefer kul taksimi istemişler.Bunun üzerine Hoca cevizlerin hepsini kendine almış çocuklara hiç ceviz bırakmamış .Çocukların hepsi birden itiraz edince Hoca şu cevabı vermiş:


“Ben nereden bileyim kime az, kime çok vereceğimi ?”

 

***

Saygı ve sevgilerimle


Öğrenci

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !