04 07 2012

Her Dem Yeni Doğarız

HAYIRLARA VESİLE OLACAK KANDİLLER DİLEĞİYLE... İnsanlar gibi toplumlar da zaman zaman çeşitli sıkıntılar yaşar, bunalımlar geçirirler. Dünyada hiçbir toplum bütün sorun­larını çözümlemiş değildir. Bazı saf, tecrübesiz, bilgisiz, belli bir kültür düzeyine ulaşmamış insanlar, kafalarına takarlar, efen­dim, falanca toplum şöyle ilerlemiş, böyle ilerlemiş, biz de örnek alalım, onlar gibi olalım, yükselelim, ilerleyelim. Gidip baksanız, o toplumu görürsünüz. Yazılanların, çizilenlerin hiç de anlatıldığı gibi olmadığını, onların da arkasında nice dev gibi sorunların çözüm beklediğini, o güzelim yolları, caddeleri, sokakları doldu­ran insanların hiç yüzlerinin gülmediğini, iç dünyalarından gelen sıkıntıların, bunalımların, yaşadıkları dramların yüzlerine acı çiz­gilerle yansıdığını farkedersiniz. Gidin görün. Telefon rehberini açın. Psikologların, psikiyatristlerin bölümü bir türlü bitmez. Sö­züm ona insanlara yol gösterecekler... Merhum bir arkadaşım, bir tarihte, annesini bir psikiyatriste götürür. Muayenenin ortasında, profesör, “anacığım” der, “ku­sura bakma biraz ara vereceğiz. Ben alkoliğim. İçki içme vaktim geldi. Devam edemeyeceğim”. Bir dolabı açar. İçkisini, mezesini çıkarır. Demlenir. Kafasını bulur. Sonra “haydi başlayalım” der. Yaşlı anne hayretler içindedir. Gördüklerine inanamaz. Muaye­ne başlamadan önce, hayretle, şaşkınlıkla, doktora bakar. Dok­tor ne oldu deyince, dayanamaz. “Şimdi beni sen tedavi ede­ceksin” der. “İyi, güzel. Sağolasın. Ama merak ettim, seni kim tedavi edecek?” Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, te... Devamı

20 03 2012

Tasavvuf Fıkraları

       TASAVVUF FIKRALARI   Nasreddin Hoca’ya:"Her sabah halkın kimi o yana, kimi bu yana gider, sebebi nedir?" diye sormuşlar. Hoca cevap vermiş: "Eğer hepsi aynı yöne gitse, dünyanın dengesi bozulur, devrilirdi." cevabını vermiş.   ***  Akşehirliler bir gün Nasrettin Hoca'ya takılır ve sorarlar: "Nasrettin Hoca senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir, aslı var mıdır?" Nasrettin Hoca : "Her halde öyle olmalıdır."der.Bunun üzerine : "Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar.Hoca madem kabullendin göster bir mucize de görelim!" derler. Nasrettin Hoca: "Pekala şimdi size bir numara yapalım" der. Karşısında durmakta olan çınar ağacına; "Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!" der. Tabii ne gelen ağaç var, ne giden. Nasrettin Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır. Akşehirliler: "Ne oldu  Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!" diye gülünce Nasrettin Hoca: "Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür." der.   ***  Zamanın birinde parasıyla övünen zengin bir adam, ıssız bir yerde,kör bir kuyuya düşmüş.Tam  ümitlerini yitirmişken oradan geçen bir derviş adamın sesini duymuş,kuşağını sarkıtmış ve adamı kuyudan kurtarmış. Zengin sevincinden ne yapacağını şaşırmış:"Dile benden ne dilersen." demiş.Derviş: "Bir şeye ihtiyacım yok,benim için dua et yeter." demiş.Zengin inanamamış...Yüz altından başlamış teklif etmeye.Bin altına kadar çıkmış,ama dervişin umrunda bile değilmiş.Israr devam edince,derviş, adama sormuş: "Senin kaç... Devamı

11 01 2012

Güzel sözlerden...

  Bir tebessüm bütün dünyayı dolaşır.   Sabri Tandoğan-Gönül Sohbetleri Devamı

30 03 2011

TOLSTOY VE MUTLULUĞUN ÜÇ ANAHTARI

  Tolstoy,bugüne kadar yazılmış romanların en iyisini yazdı. Soyluydu, zengindi, meşhurdu ama mutluluğun bunlarda olmadığını hissediyordu. Hayatının belli devresini "boşa geçmiş yıllar" olarak tanımlasa da, hakikat arayışına koyulduğu günden itibaren mutluluğun kaynağına doğru yılmadan ilerledi. 82 yaşında evinden ayrıldığında sırtında ufak çuvalı, aklında büyük düşünceleri, ruhunda yüce duyguları vardı; hakikatle buluşmak için zamanın gitgide daraldığının farkındaydı. Birkaç gün sonra küçük bir istasyonda vefat ettiğinde, istikametin İstanbul olduğunu pek az kimse biliyordu.   Kendi ifadesine göre 50 yaşına kadar sorumsuzca ve dünyevi zevkler içinde yaşam süren Tolstoy, hep bir şeyin eksikliğini hissediyordu. Maneviyattan yoksun bir yaşamdan bunalan Tolstoy, eksikliğini duyduğu şeyin Tanrı olduğunu anladı ve dini araştırmalara dalmaya karar verdi. 52 yaşında Tevrat ve İncil'i kelimesi kelimesine inceleyen Tolstoy, bu semâvi kitapların zamanla tahrif edildiğini keşfetti. Kilisenin tepkisine rağmen din üzerine düşüncelerini "İtiraf", "Öyleyse Ne Yapalım?","Dört İncil'in Tercümesi ve Birleştirilmesi", "Benim İnancım Nedir?", "Tanrı’nın Krallığı İçimizdedir" gibi kitaplarda toplayan Tolstoy, kiliseye boyun eğmeyi ve Hz. İsa'yı tanrılaştırmayı reddetti. 71 yaşında yazdığı "Diriliş" adlı romanında, ahlaki yönden arınmayı ve iyiliğe yönelmeyi anlatan Tolstoy, doğanın güzelliği ve toplumun yakışıksız işleri, muhtaç insanların yaşamındaki gerçekleri ve sosyetenin sahte hayatı gibi tezatları bir araya getirerek çirkin ve güzel olanı birbirinden ayırmaya çalıştı. "İnanç, iradeyle vicdanın anlaşmasıdır. İnanç, ha... Devamı

08 03 2011

Şükrün Güzelliği

  Aziz Büyüğüm, Çok Değerli Dostlar,   Sizleri yine en güzel duygularla selamlıyorum bu güzel Cuma gününde. Ve bütün günlerinizin hayırlar ve esenlikler içinde geçmesi dileğiyle Sayın Büyüğümüzün Şükür Duygusu üzerine sohbet notlarından bir bölüm sunuyoruz.   En içten saygı ve sevgilerle…       Çiğdem Seçkin Gürel     SAYIN BÜYÜĞÜMÜZ SABRİ TANDOĞAN’IN GÖNÜL SOHBETLERİNDEN NOTLAR-18   5 Eylül 1999, Pazar Sabri Tandoğan KONU: ŞÜKÜR DUYGUSU Bütün İslâmi hasletlerin başı şükür duygusudur. Şükür duygusu olmayınca insanlar huzurlu olamıyor, adeta taşlaşıyorlar. Bu sonuca tanıdığım binlerce insanın durumundan vardım ve şunu gördüm ki her güzelliğin anahtarı şükürdür, hâline razı olmaktır. Allah (cc) bizi toplum içinde îtibar edilen bir insan durumuna getirdi. İşte bu ve pek çok şey bize bir emânettir. Bu emanetin dâim olmasını sağlayan ise şükür duygusudur. Şükürle nimetler çoğalıyor, şükürsüzlükle ise o nimetler birer birer ayakların altından çekiliyor! Kur’an-ı Kerim’i ilk açınca  Besmeleden sonra “Elhamdülillah...” diyoruz. Bu üzerinde düşünülecek olursa çok anlamlıdır... Bir insan günde 100 kere çeşitli sebepler bulur, insanlara teşekkür ederse bütün iç sıkıntılarından, hastalıklarından, bunalımlarından kurtulur. Bir... Devamı

15 01 2011

İnsan ve San’at

  Gittikçe yayılan bir hastalık var çevremizde, şikâyet hasta­lığı... İnsanlar görüyoruz; sıkıntılı, bunalımlı, yüzünden düşen bin parça. Ağızlarını açar açmaz, sanki cehennemin kapısı açıl­mış gibi alevler saçıyorlar. Hep şikâyet, hep şikâyet... Acı, zehir gibi acı sözler. Herkesi, her şeyi eleştiriyorlar. Onlara kalırsa hiç iyi, temiz, güzel insan kalmadı. Sanki kırık bir plâk gibi hep aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Hayata o kadar dar, o kadar küçük bir açı­dan bakıyorlar ki... Önyargıları, kalıplaşmış fikirleri, karanlık ba­kışları, hayatın korkunç güzelliğini, ihtişamını görmelerine engel oluyor. Çünkü kendilerini bilmiyorlar. Tanımıyorlar. Yunus’un “Bir siz dahi sizde bulun, benim bende bulduğumu” düşün­cesinden, inancından haberleri yok. Boşuna mı demiş koca Yunus “Seni deli eden şey yine sendedir sende” diye. Çünkü âlem nimetlerle dolu bir bağ olsa, fare ve yılan yine toprak yiyor. Tahtanın içinde kurt, “kimin böyle güzel helvası var” diyor. Ne olur şu dar, şu sınırlı çerçevelerden, önyargılardan kurtulabil­sek... Yaşama, doğaya daha özgür, daha bağımsız bakabil­sek... Genelde Türk toplumunda sevgisizliğe doğru bir gidiş gö­rünüyor, bundan üzüntü duyuyorum. İnsanların bir kısmı birbir­lerine karşı son derece katı, neredeyse vahşice davranıyorlar. Bu sevgisizlik yabancılaşmaya doğru gidiyor. Edep, zarafet, incelik, nezaket, saygı hak getire. Ama bu insanların unuttukları bir husus var. İnsanı insan eden yine insandır. İnsan ilişkileri uy­garca, insanca, efendice bir düzeye gelmeden, insan ne kendi iç dünyasında, ne de toplumda mutlu, huzurlu, güzel bir yaşama ul... Devamı