05 07 2012

KALBİN İNCELİKLERİ

  Kalbe gelen bazen lüzumsuz, bazen zararlı düşünceleri çı­karmak, bazı insanlara son derece güç gibi görünür. Aslında, bu güçlüğün nedeni o kalpte aşkın olmamasındandır. Bir insanın kalbi ilâhi aşkla dolarsa, gördüğü her zerrede Hak’kı müşahede etmeye başlarsa, ne yana bakarsa baksın, orada Allah’ın vec­hini müşahede ederse, her şey kolaylaşır. Bir tasavvuf şairi, “in­sanda görecek göz, işitecek kulak, hissedecek kalp varsa, her zerre onu Hak’ka ulaştıracak, visâle kavuşturacak bir Cebrail gibidir” diyor. Edep, hayâ her yerde, Allah’ın huzu­runda olduğunun bilincinde olmaktır. Lâilâhe illâllah sırrına maz­har olanlar, tevhide ulaşanlar, kendilerinden çıkmış, muratsız kalmış kimseler Allah’ın velileridir. Onlar için korku ve hüzün yoktur. Korku, nefsinden soyunamayanlardadır. Tâhâ suresi 114. ayetinde Allah, sevgili peygamberine, “Benim ilmimi arttır de” buyuruyor. Mânevî rızk için kanâat olmaz. Sarf olundukça meydana çıkar. Artar ama eksilmez. Allah’ın hazinesi kulun hazinesi gibi değildir. İlâhi tecelliye nihayet yoktur. Önemli olan nefsimizden kalbimize sefer edebilmek, Yunus’un dediği gibi, “Bir siz dahi sizde bulun benim bende bulduğumu” hâlini yaşayabilmektir. Kâl’den hâl’e geçtiğimizde fetih başlar. Ancak tahkike erenler, hakikate vasıl olurlar. O, bize şah damarımız­dan daha yakındır. Nefsimize uyup, boş şeylerle vakit geçirmek, kendimize yapacağımız ihanetten başka nedir? Biz O’nu bilmek, bulmak, O’na ulaşmak için gönderilmedik mi? Aslî görevimiz bu değil mi? Biz kendimizi bilince, Allah’ın ilmi meydana çıkar. Nef­sini bilen Ra... Devamı

30 05 2012

GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR

  Hayata önyargısız baktığımız zaman her şey daha farklı oluyor. Hayat hiçbir zaman, tarihin hiçbir döneminde ışık dolu olmadı efendim, yarın da olmayacak. Bütün mesele bizim bakış açımızda. Hayata sabit fikirlerle değil de o muazzam güzelliği görmek için baktığımızda her şey mükemmel oluyor. Bize göre dost arıyoruz, bize göre komşu arıyoruz, bize göre meslektaş arıyoruz, ama ne oluyor, bulabiliyor muyuz? Hayır. Tabiatta birbirinin aynı yaratılmış iki hücre bile yok. Şunu düşünsek; biz okyanusta bir fındık kabuğu bile değiliz. Mahatma Gandi -ki Mahatma Hintçe evliya demektir.- diyor ki: “Evden çıkınca kendimi ayakkabımın üstündeki bir toz zerresinden daha büyük görecek olursam utanır, Allah’a sığınırım.” Her şey gönlünce olursa bir süre sonra insan firavunlaşır. Birdenbire zengin olmak, meşhur olmak insanın düşünce yapısını değiştiriyor. İnsanın tekâmül etmesi için zorluklara da dayanması gerekiyor. İşte gerçek aydın budur. Gerçek hayatta, tabi düzensizlikler, iftiralar, yanlış anlaşılmalar, zorluklar da var. Tabi olacak efendim. Ben acıların, sıkıntıların bazen hastalıkların insanları olgunlaştıracağı kanaatindeyim. Öyle yiyelim, içelim, sokaklarda gezelim, eğlenelim…Bu şekilde olgun insan olabilir miyiz? Hayatta geride bir isim bırakmış, yer edinmiş insanlara bakın, göreceksiniz ki hepsi çeşitli sıkıntılar yaşamış kimselerdir. Kainatın en büyük, en güzel, en muhteşem insanı Resullullah Efendimiz Buyuruyor ki “Allah’a kasem ederim ki insanların içinde benden daha fazla sıkıntı çeken olmamıştır.” Olgun, kâmil, anlayışlı insan olmak başka, bilgi sahibi insan olmak başka. Evet, bugün toplumumuz sıkıntı içinde. Böyle bir toplumda dengeli olmak &cce... Devamı

04 11 2011

Örnek Bir Yaşantı

Emekli Hukukçu, Yazar, Sayın Sabri Tandoğan'la bir sohbet:   -Efendim, siz çocukluğundan itibaren her dakikasının hakkını vererek yaşamış ender kimselerden birisisiniz. Yaşama sanatının en güzel bir ustasısınız. Bunu sizin çeşitli zamanlardaki sohbetlerinizden ve yazılarınızdan öğreniyoruz.  Biz de bugün sizin bu çok özel yaşanmış hayatınızdan kesitler sunmak istedik örnek olması düşüncesiyle.   Bunun için müsaadenizle  çocukluk hatta bebeklik yıllarınızla başlayabilir miyiz? O günlere ait ilk hatırladıklarınız nelerdir?   Bir buçuk yaşımdan itibaren olayları hatırlarım. Mesela Ermenek’e gelmiştik, o yolculuk hatırımdadır. Yine hatırlıyorum, beni uykuya yatırırlardı ama ben uyumazdım. Ampule bakardım. Gözüme ışıklar akardı. Bayılırdım o çizgi çizgi ışıklara. Uyumaz, hayran hayran onları seyrederdim.   -Çocukken de mi az uyurdunuz?   Evet.   -Rahmetli Sabiha Anne sizin doğduğunuz zamanlarla ilgili özel olarak neleri hatırlar, anlatırdı?   Ben doğmuşum. Annem rüyasında benim göbeğimden bir ağaç çıktığını görmüş. O ağaç büyüyerek bütün dünyayı kaplamış. Ben anne sütü almamışım bebekken. Onun yerine bana fosfatin falyer adlı bir mama yedirmişler. Bir gün annem eczaneye gitmiş mama almak için. Parası bütünmüş. Adam “sonra ödersiniz” deyip mamayı vermiş. Annem eve gelmiş bana o mamadan pişirmiş. Çok aç olmama rağmen yememişim. Annem şaşırmış, bunda bir hikmet var diye düşünmüş. Sonra adamın parasını götürmeyi unuttuğunu hatırlamış ve sabahleyin hemen götürmüş. Sonra gelmiş, bu sefer mamayı almışım. Bunun izâhı mümkün değil tabi. Belki ben o ... Devamı

06 02 2011

TECRÜBE

  Her hayat tecrübesi insana bir şeyler öğretiyor. “Çeken bilir” sözü ne kadar anlamlıdır. Varoluşçu filozofların uzun uzun anlattıkları gerçeği özetler bu cümle, okuma yazma bilmeyen halkın olgunluğu, kitaptan değil hayattan gelir. Konuşma da, sohbet de kültürü taşıyan bir nehirdir. Gerçek bir sohbette in­san, bazen yıllardır kafasında taşıdığı, yükünü çektiği soruların çözülüverdiğini, içini saran karanlıkların birden aydınlanıver­diğini hisseder. Onu tekâmül basamaklarında yükselten, içini ısıtan, aydınlatan sohbete gönül sohbeti denir. Gönül sohbeti; sözle, sesle, tavırla, bakışla, edep, hayâ, te­vâzu ve incelikle bir ortam, bir mânevî iklim ortaya çıkarabilmek san’atıdır. Ve o ortamda, o iklimde dinleyenlerin içindeki güzel­likler, saklı kalan, gizli kalan, örtülü kalan güzellikler, bir gül to­murcuğunun açılışı gibi ortaya çıkarlar; tezahür ve tecelli eder­ler. Tıpkı kışın bir ağaçta gizli kalan güzelliklerin, baharda mü­sait iklim ve ortam bulunca, bahar çiçekleri şeklinde ortaya çıkı­şı gibi... Gerçek gönül sohbeti budur. Her realite binlerce küçük ayrıntıdan oluşur. Her gerçek soh­betin, her gönül sohbetinin ardında bütün bir ömrün özeti vardır. Sohbet; kargaşadan yeni bir düzen, yeni bir âhenk, nesiller bo­yu devam edecek güzellikler, incelikler çıkarabilme san’atıdır. Sohbete, sohbet edenin, bir ömür boyu kendi kendine karşı ver­diği savaştan elde ettiği bir zafer, bir ömür boyu her gün, her saat, her dakika devam eden, okuma ile, ibâdet ile, g&oum... Devamı

06 01 2011

Yunus Emre

  Efendim, İstanbul’dan mektup gönderen bir okurum, Yunus Emre’den bahsetmemi istiyor. Gönlüme aksettiği kadarıyla sa­yın okuruma, kısmet olursa, seslenmek istiyorum. Senelerce, senelerce evveldi. Beş yaşında bir çocuktum. Bir gün elime Yunus Emre Divanı geçti. İri puntolu bir kitaptı. İzah edemeyeceğim bir heyecanla sayfalarını çevirmeye başladım. O gün bu gündür Yunus’u sevdim. Aşkla sevdim. Gün oldu. Yu­nus anam oldu, babam oldu, kardeşim, arkadaşım, dostum ol­du. Ama onu hep sevdim. Hep beraber yaşadım onunla. Se­neler geçtikçe, O’nu daha çok sevdim. Çünkü daha çok anla­maya başladım. Kendime göre hep yeni yeni yorumlar getirdim. Bu sevgi, şükürler olsun, beni mutlu etti, huzurla doldurdu içi­mi... Olaylara Yunus’la beraber baktık. Kuşları, çiçekleri, bulut­ları onunla sevdik. Beraber güldük, beraber ağladık. Her geçen gün bana dayanılmaz, tâkat getirilmez güzellikler, renkler, ışık­lar getiriyorsa, varoluşun sonsuz heyecanını yaşıyorsam, evvel Allah, sonra Yunus’un sayesinde oldu bu. “Her dem taze doğa­rız, bizden kim usanası” diyordu Yunus. Bunu yaşamak ne güzel, ne harikulâde bir olay. Her sabah, hayata yeniden başla­mak... Her gün yepyeni heyecanlar, güzellikler yaşamak... Yunus, büyük Yunus, yüce Yunus... Türkçe’nin ses bayrağı, Anadolu’nun iç aydınlığı Yunus... Bir mısraı ile, ciltlerle kitabın anlatamayacağını veren büyük veli... Lisede özüne indim. 95 yaşında bir komşumuz vardı. Arada gelir, cebinden küçük bir defter çıkarır, Yunus’tan şiirler okurdu bana. O okumaya doya­mazdı, ben dinlemeye... Sanırım 15-20 şiir vardı defterinde. Bü­tün serm... Devamı

09 12 2008

Samiha Ayverdi'den Azize Anne ye Mektuplar

Ankara'nın Manevi Sultanlarından Merhum Azize Anne'nin -İnsanların İmanını Takviye Etmek İçin- Kitabindan Bölümler-IV Yazar Sayın Samiha Ayverdi Hanımefendi'den Azize Anne'ye Mektuplar: Aziz Kardeşim,      29. Kasım. 1959Mektubunuzu dikkatle okudum. Kulun kula affından ne olur ? Ve ben kim oluyorum ki, başımdan büyük işlerde selâhiyet sahibi olayım. Eğer ortada beğenmediğiniz bir hâl varsa, evvelâ kendi kendinizi af etmeniz, yani o hal­den nükûl etmeniz icâb eder. Eğer böyle bir şey yoksa esasen affa ve saffa hacet yoktur. Zamanı saadetde adam­cağızın biri, Haremi Şerifte oturmuş istihfâr ediyor. Hz. Ali bu uzayıp giden ihtizârı dinledikten sonra adamın kulağına eğilip: "Suçun her ne ise, bir daha yapmamaya karar ver, Allah affeder" demiş. İşte böyle Kardeşim.Büyüklere hürmet, küçüklere muhabbetler efendim. Aziz Kardeşim Efendim   1961Mektubunuzun bir kısmı iç açıcı... Diğer kısmı ise, sonu ha­yır olur inşaallah.. düşündürücü. Oldum olası, hattâ müs-lim dahi olsa, aynı cemiyetin insanı olmıyan kimselerin iz­divaçları hoşuma gitmez. Zîrâ muhit, kültür ve aile farkı ge­çim hususunda anlaşmazlıklar yaratır. Kaldı ki, dini ayrı bir kimseyle evlenmeye, hiç aklım ermez. Fakat bu hususta oğlunuz tek değildir ve maalesef bu hatalı iş, gün güne yayı­lıyor. Hattâ kadınlar arasında bile... Ne ise olan olmuş. Ne­ticesi iyi gelir inşaallah.Almış olduğunuz evde hayırlı günler geçirir, sıhhat ve selâ­metle yaşarsınız inşaallah. Tevekkeli Resullullah Efendimiz: "lâ rahata fiddünya" buyurmamış. Bir tarafını memnun ederken, öteki tarafı yıkılıp gidiyor. İşte bu zıt ceryan ara­sında gemiyi idare etmek gerek. Hemen Allah onu nasip et­si... Devamı

16 09 2008

Gönül Sohbetleri Kitaplarına Erişim

Sayın Sabri Tandoğan'ın "Gönül Sohbetleri" adlı kitapları Ankara'da Kocatepe Camii avlusunda açılan 27. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı'nda "Zafer Yayınları" standından temin edilebilir.Saygıyla duyurulur. Devamı