05 06 2012

GERÇEK SEVGİYİ YAŞAMAK

  Bir izleyicim bana konuşmalarımda en fazla sevgi konusunu ele aldığımı yazmış, sebebini soruyor. Ben gerçekten sevgiyi hayatın dayanak noktası olarak görüyorum. Mevlana “Sevgiden bakır altınlaşır.” diyor. Sevgiyle düşmanın dost olacağı inancındayım. Sevgisiz bir yudum su bile içmek istemiyorum. Parayla yatlar, katlar, Mersedesler, alırsınız ama gerçek sevgiyi parayla asla elde edemezsiniz. Belki karşı cinsten bazı insanlar birbirlerine parası için sevgi gösteriyor olabilirler ama ben bunun samimi bir sevgi olacağına inanmıyorum. Sevgi, insanı Allah’a ulaştıran bir yoldur. Nerede sevgi, orada Allah… Nerede saygı, edep, orada güzellik… Samimi kanaatimce sevgi hayatın odak noktasıdır. Sevgiyle hastalar iyileşir, yoksulluklar zenginliğe, üzüntüler mutluluğa dönüşür. Sevgi bir güzelliktir, estetiktir, bizi Allah’a götüren en kısa yoldur. Resullullah Efendimiz, bir Hadis-i Şeriflerinde “Eğer biriniz bir kimseyi seviyorsa hemen gidip sevgisini ona haber versin. Yarına bırakırsanız ikinizden birisi için çok geç olabilir.” Buyurmuşlardır. Sait Faik Abasıyanık bir eserinde “Her şey bir insanı sevmekle başlar.” der. Dünyanın en büyük olayı sevgidir, ama samimi, içten, sımsıcak bir sevgidir. Ben sevgiyle hastaların bile iyileştiğini gördüm. Aralarında öyleleri vardı ki hayata, insanlara kırgın ve küskündüler, ama gerçek sevgiyle karşılaştıklarında dirilip, yaşama sevinciyle dolmuşlardı. Yaşamak demek para kazanmak, yemek içmek, uyumak mıdır? Ne olur parayla her şeyin, gereğinde sevginin de alınabileceği kanaatinden vazgeçelim. Bir insanın yüreğindeki sımsıcak sevgiyi, hayranlığı parayla satın alamazsınız. Gecekonduda yaşayıp bir tarhana çorbasını sofraya zor koyabilen aileler gördüm, ama o... Devamı

24 01 2012

Yeter ki insan niyet etsin, her zorluğun üstesinden gelebilir

  Sabri Hocam, Hocam cinsel gücü, faydalı işlere nasıl çevirebiliriz? Yardımlarınızdan dolayı şimdiden çok teşekkür ederim.     Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları :   Sayın Mehmet Bey, 20.1.2012 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, bir enerji istenirse başka bir enerjiye dönüştürülebilir. Cinsel heyecanlarımızı süblime etmek demek de onları bilimsel çalışmalarla, sanat uğraşlarıyla, kitap okumakla, doğa sevgisiyle, insanlara yardım etmekle, memleket meseleleri üzerinde kafa yormakla bir üst plâna geçirmek demektir. Büyük bilim adamları, büyük din ve tasavvuf adamları, şiirde, edebiyatta, müzikte, resimde, sinema ve tiyatroda, mimaride büyük eserler veren sanatkârların hemen hepsi, cinsel bakımdan çok güçlü insanlardır ama onlar bu güç­lerinigüzel uğraşlarla, uygarlığa, insanlığa, gelişime katkıda bulu­nacak çalışmalarla yüceltmişlerdir. Bu ne kadar güzel, ne kadar takdire değer bir durumdur. O nedenle kıymetli yavrum, insanı küçülten, gerileten, ilkel, basit, çirkin alışkanlıkları bırakalım, o içimizdeki heyecanı hep daha iyiye, daha güzele, daha mükemmele ulaşmak için oku­mayla, bilimle, sanatla, ibadetle yüceltelim. Benim uzun yıllar bu konu üzerinde düşünerek vardığım sonuç bu.   Selam, sevgi ve saygı ile.   Sabri Tandoğan Devamı

02 12 2011

“Ne gelirse Hak’tandır, Şinanay yavrum, şinanay”

  Değerli Büyüğüm, Bu güzel cuma gününde sizi sevgi ve hürmetle selamlıyorum. Her zaman doğru ve güzeli gösteren yolunuz için size sonsuz teşekkürler. İnsanların sıkıntı duydukları olaylar, hastalıklar günahlarımıza kefaret midir? Hastalıklardan ve sıkıntılardan uzaklaşmak için neler yapmalıyız?   Ellerinizden hürmetle öpüyorum.   Kızınız Suzan   Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları :   Sayın Suzan Hanım, 25.11.2011 tarihli mailinizi aldım.   Kıymetli yavrum, bazen söylediğin durum da olabilir ama çok zaman insanları hastalığa götüren neden bir şeye çok sıkılmak, çok üzülmek, bir sözle veya bir hareketle o kimsenin tabir caizse bütün dünyasının yıkılmasıdır. İnsanı ayakta tutan kuvvet onun inancıdır, inancındaki sağlamlıktır, metanettir. Hastalıktan kurtulmanın yolu da her şeyi Hak’tan bilip bizi üzen, kıran, inciten insanları gönlümüzden uzaklaştırmaktır. Yıllar önce Ruhi Su, kendi yorumladığı bir türküde:   “Ne gelirse Hak’tandır”   Diyordu. Evet, bu türkünün sonu şöyle biter:   “Ne gelirse Hak’tandır, Şinanay yavrum, şinanay”   Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın, Ruhi Su’nun bu türküsü beni yıllarca düşündürdü. Sanki bu türkü binlerce ciltlik tasavvuf tarihinin bir özeti gibiydi. Yani ne gelirse Hak’tandır kelamında büyük bir teslimiyet vardı. Bu teslimiyette bizi kıran, üzen, inciten, kahreden olaylar ve onların müsebbipleri ortadan siliniyordu. Tam bir teslimiyetle “Ne gelirse Hak’tandır” deniliyordu. Bunun mükafatı da sonsu... Devamı

05 05 2011

Her an şükredebilmek ne muhteşem bir olay

  Çok sevdiğim Büyüğüm, Müsaadenizle bugün bir sorum olacaktı. Gerçek şükür nasıl olmalıdır? Malum, vücüdumuzu oluşturan unsurlardan tutun da çevremizdeki birçok güzelliğe kadar birçok nimet içinde Yaşatılıyoruz. Örneğin küçüğünden büyüğüne kadar herhangi bir uzvun rahatsızlanması durumunda, aslında o uzvun ne kadar büyük bir görevi olduğunu, bizim için ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Bu gibi durumlar o zaman bizi şükre teşvik ediyor. Ama bu rahatsızlıklar, sıkıntılar meydana gelmeden, sahip olduğumuz sayılamayacak kadar çok nimetler için bir genel başlık ile şükretmek doğru mudur? Veya bunun makul yolu nedir? Hürmetle Ellerinizden öperim.   Melih     Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları : Sayın Melih Bey, 5.5.2011 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, her an şükürde olmak yapılacak en güzel harekettir. Cenab-ı Hak bizi maddi, manevi öyle nimetlerle donatmış ki her an şükürde olmakla manevi borçlarımızı ödemeye doğru bir adım atmış oluruz. Bir organın kıymeti onu kaybettiğimiz zaman anlaşılıyor. Bunu çevremizde her gün görüyoruz. Her an şükürde olanlar ne güzel insanlardır. Selam, sevgi ve saygı ile.   Sabri Tandoğan ... Devamı

05 05 2011

Başlamak bitirmenin yarısıdır

  Muhterem Büyüğüm; Öncelikle size ziyade teşekkürlerimi sunuyorum ki; sizin gibi bir büyüğümüzle istişare yapabiliyor, suallerimizi sorabiliyoruz. Sayın Büyüğüm; içimde bazen yoğun bir buhran yaşıyorum. Sanki şu hayat-ı dünyeviyede hiçbir işe yaramıyorum gibi hissettiğimden azab duyuyorum. Gayyalara yuvarlanıp da gitmek istemiyorum, faydalara vesile olmak istiyorum. Sizce neler yapabilirim? Şimdiden ziyade teşekkürler. Saygı, selam ve hürmetlerimle... "Sonsuzluğa Özlem" Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları : Sayın “Sonsuzluğa Özlem” , 4.5.2011 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, şu dünyada yaşayan herkes şartları ne kadar zor olsa da yine de iyi adına, güzel adına, temiz, asil ve büyük adına bir şeyler yapabilir. Mesela herkesin asık suratla yumruklarını sıkarak, dişlerini gıcırdatarak geçtiği bir caddede tebessüm ederek yürümek, bir hastaneye giderek hiç ziyaretçisi olmayan bir hastayı ziyaret etmek, bir kimsenin gözyaşını paylaşmak, bir huzurevine giderek alçak, şerefsiz çocukları tarafından oraya atılan insanlarla görüşerek onlara moral vermek, bir yetimin başını okşamak, yalnız yaşayan bir insanın ziyaretine giderek onunla sohbet etmek, dedikodu yapılan bir ortamda önce sükut etmek, sonra oryaı terk etmek, Yüce Peygamebrimizin “Ya hayır söyle, yahut sus” Hadis-i Şerifini iş hayatımızda, ev hayatımızda, sosyal hayatımızda uygulamak, zamanlarımızı en iyi şekilde değerlendirmek, bizi aramayan dostlarımızı aramak, anne baba duası almak, bir hayır yapılacağı zaman işe en yakınlarımızdan başlamak, gördüğümüz her zerreye (insan, hayvan,  eşya) saygı göstermek, Allah’ın verdiği her nimet için şükretmek, ... Devamı

02 01 2011

Depresyondayım. Lütfen bir yol gösterin.

  Saygıdeğer büyüğüm ben günümün büyük kısmını kabz (tutukluluk sıkıntılı) bir ruh halinde geçiriyorum. Bu beni çok rahatsız ediyor. Depresyon ilaçları da kullanıyorum. Ayrıca yıllık izne ayrıldım (17 gün kadar) sizce bu zamanı nasıl kullanayım neler yapayım.       Selam sevgi saygılarımla     Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları : Sayın “Gönül Yolcusu”,   27.12.2010 tarihli mailinizi aldım.   Kıymetli yavrum, Allah’ın izniyle dinlenme süren bittiği zaman aslan gibi olacaksın. Neş’e dolu, hayat dolu, cıvıl cıvıl bir insan olacaksın. Lütfen beş vakit namazını kıl. Bol bol Hadis oku. Her gün, günün muhtelif zamanlarında Gönül Sohbetleri Kitaplarından (www.gonulsohbetleri.net ) pasajlar oku. Onlar senin başucu kitapların olacak. Nereye gidersen git yanında onları götüreceksin. İznin bitince görüşelim. Eğer söylediklerim Allah’ın izniyle gerçekleşmezse bütün kitaplarımı götürüp Kızılay’da yakacağım. Şimdi gözlerimin önünde seni pırıl pırıl halinle görüyorum. Canım yavrum, Allah feyzini artırsın. Seni herkesten çok seviyorum.       “Yürü, bu yol şeref, zafer yolu   Karşında bekliyor seni tanyeri   Yürü, atıl, devir karanlığı   Durma yürü, haydi ileri”       Selam, sevgi ve saygı ile.       Sabri Tandoğan standogan@gonulsohbetleri.net www.gonulsohbetleri.net ... Devamı

07 02 2008

“Her biriyle bile olmak”

Çok Değerli Babacığım          Hürmetle ellerinizden öper; Sizi ve cümle dostları candan kucaklarım.. Bugün siteyi ziyaret ettim. Birbirinden güzel mailleri büyük bir zevkle okudum.'Cümle şair dost bahçesi bülbülü' diyen mısralar düştü gönlüme. Tüm emeği geçenlerden Allah razı olsun.      Geçtiğimiz günlerden birinde eski bir tanıdıkla ilginç bir karşılaşmamız oldu. İzninizle o anı sizlerle paylaşmak istiyorum. O sabah uyandığımda dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Fakat bu yağış sürekli değildi.Biraz yağıyor,güneş acıyor karlar eriyor. Sonra tekrar yağıyor.Yün almak için tuhafiyeciye gitmek için evden cıktığımda yağış yeniden başlamıştı.Bir yandanda acaba tuhafiyeci acık mıdır... hava karlı sabahın erken saatinde kim gelecek diye düşünüp açmayabilir dükkanını diye düşündüm. Olsun açmamış olsa da benim için cok güzel zevkli bir yürüyüş oldu derken dükkana ulaşmıştım bile...Kepenk açıktı, sevindim.Dükkan sahibi tanıdık bir kadındı. Heyecanla içeri girdim... Merhaba... diye seslendim. gözlerim tanıdık bir yüz arıyordu. Fakat bana bakışlarını çeviren bambaşka birisiydi. Bir aşinalık hissetsem de tanıyamamıştım bu yüzü. _ Fatoş Hanım yok mu? diye sordum. _ Hayır efendim, o, dükkanını bize devretti derken simsiyah iri gözlerini üzerime dikmiş, dikkatle bana bakıyordu. _ Hayırlı olsun... Yün almak istiyorum da... Ama içinde sentetik olmayacak... Yüzde yüz yün iplik arıyorum. Hanım bir şey hatırlamış gibi, kaşlarını yukarı kaldırdı. _ Ben sizi tanıyorum ama nereden? Aa hatırladım. Zeynep'in annesi değil misiniz? Ben Şeniz'in annesi... Çocuklarımız ilk okulda aynı sınıftaydı... _ Hatırlamaz olur muyum? Aradan on sekiz yıl geçmişti, kucaklaştık...Geçen yıllar birkaç çizgi atmış göz çevresine... _ Gel otur bir çayımı iç dedi, oturdum... Uzun uzun konuştuk. Şeniz evlenmiş, bir de bebeği varmış... Dükkanı büyük kızı devralmış, arada o da yardıma geliyormuş... Benim için... Devamı