25 09 2013

ÖRNEK OLABİLMEK-1

ÖRNEK OLABİLMEK-1 |  görsel 1

Kadın, erkek, genç, ihtiyar, köylü, kentli, okumuş okumamış yüzlerce okurumdan mektuplar alıyorum. “Efendim,” diyorlar, “öyle bir zamanda yaşıyoruz ki kimin elini tutsak, kime yaklaşsak hayal kırıklığına uğruyoruz. Biz tam bir insanı sevmeye, saymaya hazırlanırken o insandan hiç umulmayan bir zamanda öyle sözler, öyle hareketler sadır oluyor ki birden gözlerimiz kararıyor, ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Bu kadar da olmaz ki. Sözler ve davranışlar arsındaki bu çelişki bizi o insanlardan buz gibi soğutuyor, uzaklaştırıyor. Biz de yeni arayışlara giriyoruz. Bazan bu hayal kırklıkları birbirini takip ediyor. Açıkçası tutunacak dal arıyor, ama sonunda o dalların ellerimizden kaydığını görüyoruz. Öyle bir toplum içinde yaşıyoruz ki örnek insan bulmak, ona yaklaşmak ümidiyle kıvranıyoruz. Ama çabalarımız hep boşa gidiyor.” Bu ve buna benzer mektupları okudukça hayretler içinde kalıyorum. Önümüzde Resulullah Efendimiz gibi yeryüzüne gelmiş ve gelecek insanların en büyüğü, en güzeli, en muhteşemi varken biz neyi arıyoruz acaba? Yüce Peygamberimiz bütün insanlık ailesine rehber olarak, önder olarak, nur olarak, örnek olarak gönderilmedi mi? Acaba bizler neyi arıyor, neyi bekliyoruz? Sonu hayal kırıklığı ile bitecek bağlanmalar yerine her yönüyle Kâinatın Efendisi’ne intisap edip, bağlanıp, O’nun ümmeti olsak, O’nu anamızdan, babamızdan, akrabamızdan daha çok sevsek, O’nun mübarek ellerinden öpüp, Hadis-i Şeriflerini günlük hayatımızda yaşamaya çalışsak, dünyamızı da, ahiretimizi de cennete çevirmiş olmaz mıydık? Yıllardır konferanslarımda, televizyon sohbetlerimde sorarım: “Ya hayır söyle, yahut sus.” Hadis-i Şerifini günlü... Devamı

24 09 2013

NÜANSLAR 4

NÜANSLAR 4 |  görsel 1

Geleceğin bütün çiçekleri, toprağa bugün atacağımız tohumlarda gizlidir. Allah, göklerin ve yerin nurudur. Nefsini bilen, Rabbini bilir. Bir tek kişi, kalbini ve kafasını iyilikler, güzellikler ve mutluluklarla doldurursa, dünyadaki her zerre bundan etkilenir. İnsan, büyük, yüce, sevgiye ve saflığa lâyık bir varlıktır. Kur’an-ı Kerim’de “İnsana saygı duymayanlar, şeytana mensupturlar.” buyruluyor. Ruhun en çok yokluğunu hissettiği, özlemini duyduğu gıda, sevgidir. Başkalarını sevmek ve dış âleme şefkat beslemek, insanın çok derin, ruhi bir ihtiyacıdır. Birbirimizi itham etmek için kullandığımız enerjiyi, birbirimizi sevmek, anlamak için kullansak ne güzel olur? Sait Faik, “Her şey bir insanı sevmekle başlar.” diyordu. Önemli olan kendi kendimizle barış ve biliş içinde olmaktır. Bir topluluğun efendisi, o topluluğa en çok hizmet edendir. İbadetin en faydalısı, Resulullah ile sohbettir. Eğer âşık isen, seni inciteni de incitme. Sen çık aradan, kalsın Yaradan… Mutluluk, huzur, sâfâ ve neşe sâridir. Onlar bütün civarı aydınlatan bir ışık gibi etraflarına nur saçarlar. Her sabah, hayatımızı değiştirmek, iyiye, güzele gitmek için bize yeni bir fırsat verilmektedir. Olgunluk ve kemal, bir günde gelmez, ancak sabırlı çalışma ile, edep ile gelir. Gönül dünyamız kibirden arındıkça, mutluluğun merdivenlerinde yükselmeğe başlarız. Her tohumun içinde bir orman gizlidir. Kötülüğe güzel muamele ile karşı koy. Her doğan günle yeniden doğmalıdır insan. Her gün hayata, varoluşa, insanlara yeniden bakabilmelidir. Olabilir ki, dün fark edemediği bir güzelliği, bir gerçeği bugün fark edebilir. Yunus, “Her dem taze doğarız, bizden kim usanası.” d... Devamı

22 09 2013

İNSANLARA ELEŞTİRİ İLE YAKLAŞMAK

Eleştiri, uyarı, görüş bildirme adı altında bir davranış daima bir başka insana karşı sevginin, saygının, edebin, inceliğin, zarafetin, ikebana felsefesinin dışında bir görüşü ortaya çıkarıyor. Günümüz insanı yorgun, günümüz insanı atılan oklarla delik, deşik, günümüz insanı yaralı, mustarip, çileli. Şimdi biz bu insanın üzerine seni uyaracağım, seni ikaz edeceğim, seni eleştireceğim diye gidersek yemin ederim ki bu hiçbir işe yaramaz. Sadece karşı tarafı incitir, kırar, üzer, yaralar, küstürür, ağlatır, uykusuz bırakır. Sonuçta da hiçbir işe yaramaz. Siz, günlerce emek vermişsiniz, bir sofra hazırlamışsınız, salatadan tatlıya kadar her şeyi en ince nüanslarla göz nuru dökerek, alınteri harcayarak hazırlamışsınız. Misafir geliyor, tam bir kabalık, hoyratlık, vurdumduymazlık içinde her şeyde bir kusur arayıp buluyor, bir kulp takıyor, yüzünü ekşitiyor, ses tonu değişiyor, yüzünün rengi değişiyor. Şimdi siz “Bu insan ne güzel eleştiriyor, ne çağdaş bir aydın” der misiniz? Demezsiniz, vallahi de demezsiniz, billahi de demezsiniz. Lütfen kendimizi kandırmayalım. Biz Rana Sultan’la kırk dört yıl evli kaldık. İlk günden son güne kadar bir kere bile olsa birbirimizi tenkid ederek yıpratmadık. İkimiz de bundan tüm gücümüzle kaçtık. Çünkü ikimizin de belli bir kültürü, hayat tecrübesi vardı. Bugün dünyada hiçbir insan bu saçmalığı kaldıramaz, buna tahammül edemez. İsyan eder, feryad eder, üstünü başını yırtar. Lütfen realist olalım, masa başı edebiyatı yapmayalım. Birisi sizi sesinin tonundan, yüzünün rengine kadar her şeyi değişerek eleştirirse sizin dünyanız yıkılır. Eliniz, ayağınız titrer. Efendim, b... Devamı

18 09 2013

Gerçek Mutluluğa Adım Atalım

Gerçek Mutluluğa Adım Atalım |  görsel 1

"Nikâh törenlerinde dikkât ediyorum, iki taraf da birbirinin ayağına basmak için çaba harcıyor. Ne kadar çirkin bir âdet. Şuur altında bir üstünlük iddiasından başka nedir ki bu çirkin adet. Ne lüzum var üstünlük savaşına? Önemli olan ilk günden itibaren el ele vererek tertemiz, pırıl pırıl bir hayat yaşamak değil mi? Rahmetli eşim Rânâ Hanımla nikâhımız kıyıldı. Sıhhiye, Cihan Sokaktaki evimize geldik. Daha kapıdan girmeden, “Rânâ gel, seninle bir mukâvele yapalım.” dedim. “Şu anda yeni bir hayata ilk adımımızı atıyoruz. Diyelim ki şu andan itibaren bu evde ne senin dediğin olacak, ne benim dediğim olacak. Yalnız Allah’ın ve Peygamber’in dediği olacak.” Kırk dört yıl bu mukâveleye riâyet ettik. Bir tek gün aramızda münâkaşa olmadı. Eşler arasında bir üstünlük savaşı değil, sadece el ele verip bir yardımlaşma, hayatın getirdiği sıkıntıları, dertleri, sevinçleri paylaşmak esas olmalıdır." Sabri Tandoğan Devamı

18 09 2013

SAYIN SABRİ TANDOĞAN’IN YENİ SOHBETLERİNDEN NOTLAR-II

SAYIN SABRİ TANDOĞAN’IN YENİ  SOHBETLERİNDEN NOTLAR-III Sayın Büyüğümüz bir gönül dostuna tavsiyede bulunuyor: - Aman yavrum sen sen ol, eşinin çocuğunun her şeyine karışma. Bizim Rana Hanımla bu kadar iyi anlaşmamızın altında yatan en büyük gerçeklerden biri de bu idi. Her şeyine karışılması karşı tarafı bunaltıyor.   Erkek demek çok başka bir şey. Bazen “erkek kadın” derler. Merhum Samiha Ayverdi böyle bir hanımefendi idi mesela. Bir erkek yerine göre bazı kararları kendisi alacak. Ona her konuda ne yapacağını tarif etmeye gerek yok. Mesela bazı kadınlar eşlerinden şikayet ediyorlar. Biz söylemesek eşimiz evde neyin eksik olduğunu bilmez, diyorlar. -Efendim, erkek, evde neyin eksik olduğunu bilmeli mi? -Evet yavrum bilecek. Ben mesela evde ne az kalmışsa onu Rana’ya hiç söyletmeden gider alırdım. Bu böyle olacak. Sayın Büyüğümüz: -Bugün Türk erkeklerinin çoğu kendisini yetiştirmek için bir aşk, bir heyacan duymuyor. Çoğunun aklı, fikri sekste. - Efendim, peki Avrupalı erkek böyle değil mi? Genellikle bu konuda hep Türk erkeklerine yükleniyorsunuz? - Onlarda bu kadar değil, çünkü onların hobileri var. Edebiyat, resim, heykel, mimari, tabiat güzellikleri, koleksiyon yapmak gibi… Batılı erkek günlük hayatındaki boşlukları bunlarla dolduruyor ama Türk erkeği öyle değil. Ne okuyor, ne güzel sanatlarla ilgileniyor. Birkısmı sanki hayvan gibi yaşıyor. Evli olduğu halde başka hanımlarla ilgisi olan çok erkek var. Ama eşlerinden de boşanmak istemiyorlar. Çünkü onların çamaşırlarını yıkamaya, yemeklerini yapmaya da biri lazım. Kadın onlar için bir sevgili, bir aşk meleği değil. Kızılay’ın göbeğinde bir kitapçıya git, kitap almaya gele... Devamı

16 09 2013

NÜANSLAR-III

Allah, yavaş sesle konuşanları sever. “Sesini Peygamberin sesinden fazla çıkarma.” buyruluyor. Derdini Allah’tan başka kimseye söyleme. Yan ama tütme. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. Her şey Hakk’ın takdiri ile cereyan eder. İçini sevgi ile, saygı ile, edep ile doldur. Nefret, tuzlu su içmek gibidir. İçtikçe susuzluğun artar. İnsanı insan eden yine insandır. Ama hangi insan? Bulunca kadrini bil. Aynanın kadrini dilber bilir. Dünya olaylarla doludur. Önemli olan o olaylar karşısında takınılacak tavırlardır. Aradaki farkı sezemeyenler, küçülürler. Olayların da dili vardır. O dili bilmeyenler çok şey kaybederler. Dağ ne kadar yüce olsa, yol onun üstünden aşar. Hayatımızın her dakikası eşsiz bir mucizedir. Hiçbir zaman yenilenmeyen eşsiz bir mucize. İnsanı Allah’a aşk yaklaştırır. Neyi inleten, ebedi sevgiliye özlemidir. Kalbinizde çözülmemiş her şey için sabırlı olunuz. Bu dünya darılma pazarı değil, dayanma pazarıdır. Kırgınlıklar sizin için önemini kaybedinceye kadar, kırılmaya hazırlanın. Zahir batının, dış için aynasıdır. Hayattan sevgiyi çıkarın, geriye sıfır kalır. İnsan gözden ibarettir. Göz ise dostu gören gözdür. Gerisi posttan ibarettir. Önemli olan bütün insanları dost olarak görebilmektir. Yol uzun, yük ağırdır. Bu yükle bu yola katlanamazsınız. Yüklerden kurtulunuz. İnsan hayatının anlamı, Allah’a kavuşmakla sonuçlanan bir tekamül yolculuğudur. En büyük zafer, insanın nefsini ıslah etmesi, Müslüman etmesidir. Nefsi öldürmek için yola çıkan kimseler, hep hayal kırıklığına uğradılar. Nefis ölmez. Peygamberimiz, “Nefsiniz sizin binek hayvanınızdır. Ona rıfk ile, yumuşaklıkla muamele edi... Devamı

14 09 2013

NÜANSLAR-II

Tevhidin ışığından uzaklaştıkça bir balçığa saplanıyoruz. Öyle bir balçık ki, her gün bizi daha derinlere çekiyor. Ya o, ya öbürü ikilemi, aklın sınırları içinde bütün kainatı açıklamak hamakati, bizi karanlık uçurumlara götürüyor. Aklın yeri ayrı, gönlün yeri ayrı. Shakespeare, “Aklınızla gönlünüzün arasına fesat sokmayınız.” diyor. Cebrail Aleyhisselam, Miraçta, bir noktaya geldikten sonra, “Ben buradan daha öteye gidemem, yanarım.” demişti. Biraz düşünelim, acaba o durduğu nokta neresi idi? Neden “yanarım” demişti? İnanma olayı, aklın idrak edemediği, kavrayamadığı meçhulden başlar. Aklın idrak edemediği, âciz kaldığı yerde, ilâhi vahyin ışığı yol gösterir. İslam, gayba inananların dinidir. Bulunduğunuz asrın fen, tecrübe, müşahede ve buluşları ile İslamiyet’i incelemek ve bu zihniyet ile hakikate varma değil de bu asrı İslamî zihniyet ile incelemek gerekir. Kaptan, denizde yol alırken nereye gidiyoruz diye pusulaya bakar. Sadece kuru aklın feneriyle İslam’ı incelemek bizi karaya oturtur. Bütün hayatı, vâroluşu, insanı, sadece akılla izaha kalkıp da, güzel bir hayat yaşamış, huzuru ve mutluluğu yakalamış kimse görmedim. Kuşun iki kanadı var; tek kanatla nasıl uçsun. Zavallı insanın bir aklı, bir yüreği var. Ancak onların sentezi ile, aklın ve vahyin beraberliği ile yaşamak bir anlam, bir güzellik, bir ışık ve renk kazanıyor. O zaman bütün kainatı Muhammed’i bir aşkla kucaklıyor, “Sevmek devam eden en güzel huyum.” diyoruz, “Seviyoruz, güzelliğimiz bu yüzden.” diyoruz. İnsan en güzel surette yaratılmıştır. Aklın ermediğini akla sokmaya çalışmak, akla hakaret olur. Akıl bize verilen ne güzel bir nimet, ne gü... Devamı

13 09 2013

BİR AVUÇ İNCİ (Gönül Sohbetleri Kitaplarından)

  “İnsan kendisinin derinliklerin­dedir.” “Felsefenin de, ilmin de, san’atın da kaynağı hayret duygusudur.” “İnsanlara dünyayı cehennem gibi gösteren varlıklarının mânâsı­nı bilmeyişleridir.” “Şikâyet nefsin çığlığından, yetersizlik ve bencil­likten doğar.” “Eğer kusursuz olsaydık, başka­larının kusurlarını bulmaya, bu kadar meraklı olmazdık.” “Her realite binlerce küçük ayrıntıdan oluşur.” “Söyleyenin diline hikmet dinleyenin bakışından gelir.” “Beden ruhun yalnızca bir süre için yaşadığı yerdir.” “Maddenin hakiki mahiyetini, fizikçiler değil “kendini tanımış” olan Haz­reti “İnsan idrak eder.” “Kendini bilmek tüm bilgilerin en derinidir.” “Her insan ken­disinde bütün insanlık ve kâinatın sırlarını taşır.” “İnsan için en acı şey, kendi hayatında mahpus kalmasıdır. Gönül sohbeti ise bu kapıyı açan bir anahtardır.” “Beyaz bir kağıt gibi güzel bir sükût olmadan, dü­şüncelerin gelişmesine imkân yoktur.” “Ko­nuşma ve sohbet kültürü taşıyan birer nehirdir.” “Kötülü­ğe en güzel şekilde mukabele edebilseydik, düşmanın bile dost olduğunu görürdük.” “Dua, aşktır, şiirdir, ibâdettir. Hayatın, varoluşun özüdür.” “İnsanı insan yapan yine insandır.” “İnsan kendini kabullenmedikçe hiçbir şeyi, hiç kimseyi kabullenemez.” “Allah dostları lâ mekânı içine almış birer mekândır.” “Büyük kurtuluş... Devamı

13 09 2013

Okuyucu Sorusuna Cevap:

Okuyucu Sorusuna Cevap: |  görsel 1

Hocam hayırlı geceler, ALLAHIM öncelikle iki cihnda da sizi eşinizle mutlu etsin insaallah benim sorunum hocam özeleştiri yapacam su anda kıyaslıyorum artık kendimi hocam ve gerçekten iki aydır falan bu konuya çok kafayı taktım hiç bişeyden doğru dürüst zevk almıyorum simdilerde çoğu kişinin dilinde ben çok tembelsin hala birini bulamadın mı yok efendim bundan sonra görücü usulü mü düşünüyosun aşkı üniversitede yasamak çok farklı gibi lanse ettiriyolar hocam o zanman bende umutsuzluga kapılıyorum biliyorum bu günah ama ne yapayım elimde olmadan aklıma geliyo ve şöyle bi durum daha var hocam ben odamda iki kişi ALLAH nasip ederse mezun olacak diğeri de benim en yakın arkadasım hocam onun da erkek arkadası var işte mesela kıyafet aldık mezuniyete hocam onun büyük ihtimal erkek arkadası da gelecek işte neyse bende öyle bişe yok ya hocam kuzenimin eşi geçenden saka da olsa diyo ki bunun yanına bi tane de kavalye lazım diye ben kötü oluyorum hocam artık bu konuda saka bile kaldıramıyorum ve bu konunun hayatımı ele geçirmesini elim kolum bağlı izliyorum hocam ne yapacam nasıl düşüne cem bilmiyorum o demin bahsettiğim arkadasımı da her yönden kendimden üstün görüyorum ve ister istemez haksız yere kıza da tavırlarım değişiyo hocam bunları yadırgamayın beni yanlış tanımayın insaallah sadece yardımlarınızı bekliyorum ne olur açıklaayın bana uzn uzun da gönlümde tatmin olsun her konuda da bu ilişkiler konusunda da kendimi ezik silik hissediyorum böyle olsun istemiyorum en hayırlı zamanda ömür boyu aşkı mutluluğu muhabbeti yasayacagım degerimizi bilecegimiz birisi olmasını istiyorum ne olur sizi de yoruyorum hocam HAKKINIZI HELAL EDİN     Sayın Sabri Tandoğan'ın cevaben yazdıkları : Sayın Özgül Subaşı, &nb... Devamı

10 09 2013

“Bazen bir insan kalbine aşılanan nezih, temiz, asil duygular, b

“Bazen bir insan kalbine aşılanan nezih, temiz, asil duygular, b |  görsel 1

“Bazen bir insan kalbine aşılanan nezih, temiz, asil duygular, bir milleti kurtarabilir.” Sabri Tandoğan Devamı

10 09 2013

"Her doğan günle yeniden doğmalıdır insan. Her gün hayata, varol

Her doğan günle yeniden doğmalıdır insan. Her gün hayata, varol |  görsel 1

"Her doğan günle yeniden doğmalıdır insan. Her gün hayata, varoluşa, insanlara yeniden bakabilmelidir. Olabilir ki, dün fark edemediği bir güzelliği, bir gerçeği bugün fark edebilir. Yunus, “Her dem taze doğarız, bizden kim usanası.” der. Sabri Tandoğan Devamı

10 09 2013

NÜANSLAR-1

NÜANSLAR-1 |  görsel 1

Allah’a hamd etmeyenler Kıbleyi tanıma kabiliyetini kaybetmiştir. Şükürden uzak insanlar, hiçbir zaman hayatta mutlu ve huzurlu olamazlar. Mânâ alemine giden yolun kapısı hamd ve şükürle açılır. Oradan geçmeden hiçbir yere varılamaz. Hamd ve cömertlik, dünyaya uzanmış cennet dallarıdır. Bulutla arkadaş olanın, sakanın suyuna ihtiyacı olmaz. Ekmek veriyor diye kimseye boyun eğme. Ekmek Allah’ındır. Edep öğrenmek isteyen kargayı incelesin. Karga bin sene yaşar. Siz hiç çiftleşen karga gördünüz mü? Onun bu hali hep gizlidir. Geceyi zenci gibi görmeyin. Gece bir huridir, kıymetini bilin. Aynanın kadrini dilber bilir. Allah’a sıfat aramayın. Sıfat aramada şüphe vardır. Şüphe, aklın zelzelesidir. Zelzelede insan şaşırır kalır. İbâdet, Allah’a yaklaşmak içindir. Oruçta Allah insana yaklaşır. O zaman insan hazreti insan olur Cenab-ı Hak, “Orucun mükafatını bizzat Ben vereceğim.” buyuruyor. “Ben kuluma şahdamarından daha yakınım.” Ayetindeki inceliği çözmeye çalış. Sende gizli olanı sana bildiriyor: “Ben insanın sırrıyım, insanda benim sırrım.” Görünmede hüner yoktur, görünmeyeni görmede hüner vardır. İnsan-ı kamil, bu dünyada iken ademiyet hamulesi ile görünmek hünerine mahzar olandır. Önce maddi varlığımız ruhun emrine girecek, Nefis sahibine bırakılacak, ilâhi emirleri, hükümleri anlama kabiliyeti akılda yoktur. Akıl insana doğru yanlış terazisi olarak verilmiştir ve sınırlıdır. Allah’ın sırlarını ve Allah’ın mâhiyetini tayin ve teşhis edecek hücre insan dimağında yoktur. Eğer yalnız akılla mesele halledilseydi, Allah ilâhi vahye mahzar olan peygamberlerini göndermezdi. Alimler gelir, akılla sorunlar çözülürdü.... Devamı

08 09 2013

Duanın gücü

"İnsan çok uzun zamandan beri görmediği birini yoğun olarak düşünürse ve o şahıstan bir telefon, bir mektup, bir haber ge­lirse şaşmamalıdır. Bu oluşum, insanın yoğunlaştırdığı düşün­celeri ile karşı tarafı etkilemesinden husule gelmektedir. Pey­gamberimiz, duanın ısrarla tekrarlanmasını ister. Kesinlikle söy­lenmesini bildirir. Bütün bunlarla insan (var ise) vehimlerinden, tereddütlerinden kurtulur. Dua bunun için insana bahşedilmiş en mükemmel güçlerden biridir ve bunun için dua müminin silâ­hıdır." Sabri Tandoğan www.gonulsohbetleri.net Devamı

08 09 2013

Dua

"Allah’ım! Lütfet ki gittiğimiz her yere barış götürelim. Bölücü değil, birleştirici olalım. Nefret olan yere sevgi, ümitsizlik olan yere ümit, karanlık olan yere aydınlık, üzüntü ve dert olan yere sevinç götürelim. Kusurları gören değil, kusurları örtenlerden, teselli arayanlardan değil, teselli edenlerden, anlayış bekleyen­lerden değil, anlayış gösterenlerden, yalnız sevilmeyi isteyen­lerden değil, sevenlerden olmamıza yardım et Allah’ım! Büyük­sün, Rahmansın, Rahimsin, sen bizleri affeyle Allah’ım! Yarın o büyük hesap gününde, Resûlullah Efendimiz’in elinden öpmeyi bizlere nasibeyle Allah’ım! Âmîn..." Sabri Tandoğan www.gonulsohbetleri.net Devamı

25 07 2013

ÜNİVERSİTELİ GENÇLERLE SOHBET

Dergiyi hazırlarken teknik alan dışında kendini çok yönlü olarak yetiştirmiş ülkemizin birikimli ve entelektüel insanlarına yer vermek istedik. Bu amaçla ilk sohbetimizi kendisini çeşitli televizyon sohbetleri, gazete ve dergi yazılarıyla kitaplarından tanıdığımız emekli Danıştay üyesi Sayın Sabri Tandoğan ile yapmaya karar verdik. Bizi kırmadılar ve kendisiyle Ankara’nın güzide bir yerinde keyifli bir söyleşi yapma imkânı bulduk. Değerli yazar ve hukukçu Sayın Sabri Tandoğan sorularımıza içtenlikle öyle güzel cevaplar verdi ki, sizler de okumaya doyamayacaksınız… – Efendim, Sabri Tandoğan’ı bizlere tanıtır mısınız? S.T.: 1934 yılında Ankara’da doğdum. 3,5 yaşında okuma-yazma öğrendim. İlkokula başladığımda hepsi okunmuş olmak üzere bir kitaplık dolusu kitabım olmuştu. Bunda edebiyat öğretmeni annemin de büyük etkisi oldu. Halen Türkiye’nin en büyük kişisel birkaç kütüphanesinden birine sahibim. Onbeş yaşında çeşitli dergilerde yazılarım yayınlanmaya başladı. Çok çalışan, inceleyen, araştıran ve daima hakkını arayan, savunan bir öğrenciydim. Gerçi hiçbir zaman bu huyum değişmedi. Dört fakültede okudum: Hukuk, Tıp, İlâhiyat ve Felsefe. Ancak benim hayatta bir tek konuda ihtirasım oldu; o da insanı tanımak, anlamak hususunda. Bununsa nihayeti yok... Dört ayrı fakültede okumamın nedeni de buydu. İnsanı ruh, beden, fikir ve sosyal yönleriyle bir büyük varlık olarak anlayabilmek ve tanıyabilmek... İnsanı anlamak ise, hayatı anlamak demekti. O zamanlar üniversite sınavı yoktu tabi. Sonradan çıkarılan bu sınavlar olmasa, daha çok fakültede okumayı düşünürdüm. Bütün hayatım okumakla geçti. Gece gündüz sürekli okur... Devamı

22 07 2013

Çok bunaldığımız zaman ne yapalım?

Çok bunaldığımız zaman ne yapalım? |  görsel 1

Soru: Efendim, çok sıkıldığımız, bunaldığımız, yaşama gü­cümüzü kaybeder gibi olduğumuz bir zamanda ne yapabiliriz? Cevap (Sabri Tandoğan): Önce farz olan ibâdetlerimizi yapıp, arkasından bir hasta ziyaretine gitsek, bir hastahanede hiçbir ziyaretçisi olma­yan, garip, kimsesiz bir hastayı ziyaret etsek, hatırını sorsak, bir açı doyursak, bir dertlinin derdini ve gözyaşını paylaşsak, ilişki­lerimizin zayıfladığı bir uzak dosta bir mektup yazsak, ziyaretine gitsek, telefon etsek, ona olan sevgimizi, saygımızı, bağlılığı­mızı söylesek, kabir ziyaretine gitsek, bir çocuğu ufacık bir he­diye ile sevindirsek, dargın iki insanı barıştırsak, inanın ne gam kalır, ne kasavet... İçimiz yıkanır, aydınlanır, anamızdan yeni doğmuş gibi oluruz. http://www.facebook.com/sabriumittandogan http://www.gonulsohbetleri.net Devamı

22 07 2013

Kiminle arkadaş olalım?

Kiminle arkadaş olalım? |  görsel 1

Soru:Efendim, kiminle arkadaşlık yapayım, kiminle dost olayım? Cevap (Sabri Tandoğan): Zâhiri sıfatı, ekonomik durumu, sosyal statüsü ne olursa olsun, ondan ayrıldığın zaman kalbine danış, içinde bir ferahlık, bir aydınlanma, bir inşirah, bir güzellik hissediyorsan, daha iyi, daha mutlu, daha huzurlu olduğuna inanıyorsan o kim­seyle dost ol. O hayırlı bir insandır. Aksi oluyorsa, kalbinde bir daralma, bir sıkıntı, bir tatsızlık duyuyorsan, onunla görüşmeden evvel içinde yaşadığın güzel­liği, neş’eyi, huzuru, mutluluğu kaybetmişsen, çevreni kara bu­lutlarla sarılmış görüyorsan, o kimseden sana hayır gelmez. Böyle kimselerle görüşmek sana -en azından- zaman kaybın­dan başka bir şey getirmez. http://www.gonulsohbetleri.net Devamı

19 07 2013

RAMAZAN HATIRALARI-1

RAMAZAN HATIRALARI-1 |  görsel 1

Bir okuyucumuzun mektubu: Bugün sizlere yaşanmis bir Ramazan öyküsü aktarmak istiyorum. Bundan tam yirmi yıl önceydi. Çok sevgili Ayşe ablam ,hayat arkadaşını uzun ve üzüntülü bir hastalık sürecinin arkasından ebedi yaşama uğurlamış üç küçük çocuğu ile başbaşa kalakalmıştı. Yeni yeni toparlanmaya çalışıyordu. Eşinin sağlığında Bursa’da otururlardı ancak onun gidişi ile her şey değişmişti. İş yerleri ve evleri kayınbiraderlerinin üzerineydi. Çok zengin ve bolluk içinde bir yaşam sürmelerine rağmen rahmetli beyi en küçük kardeş olduğundan üzerinde hiçbir iş ve mal varlığı görünmüyordu. Bunu kendi çıkarları doğrultusunda kullanan kayınbiraderleri ,onu o üzgün ve ne yapacağını bilemez hali ile oturdukları evden çıkarmıs, eşyalarını bir kamyona doldurmuş, bundan sonra sana baban baksın diyerek çocukları ile birlikte İzmir’e yollamışlardı. Yollamışlardı ama baba evi de bıraktığı zamanki gibi değildi. Evde üvey anne ve evlenmemiş kızkardeş vardı. Birkaç gün içinde bu eve de sığamıyacağını anlamış, hele bir gece babası ile analığının tartışmasını da duyunca ben ayrı eve çıkayım demis, ufak bir kiralık ev tutup çocukları ile birlikte taşınmıştı. Kocasının bağkurdan henüz dul maaşı bağlanmamıştı. Daha liseyi bile bitirmeden zengin bir kısmet diyerek alel acele evlendirdikleri için bir mesleği yoktu. Nasıl çalışıp evi geçindireceğini bilemiyordu. Babasının ve kız kardeşinin getirdiği yiyecekler tükenmişti. Çocukların ikisi ilk okul 4 ve 5 e gidiyorlardı , küçük oğlan ise okula bile gitmiyordu. İşte böyle bir günde Mübarek Ramazan Ayı başlamıştı. Ramazının ilk günü için çocuklar “Anne yarın biz de oruç tutalım... Devamı

16 07 2013

RAMAZAN GÜZELLİĞİ

RAMAZAN GÜZELLİĞİ |  görsel 1

  Şükürler olsun bu yıl da Ramazan ayının güzelliklerini idrak ediyoruz. Duyan, düşünen, hisseden insanlar için Ramazan ne mübârek bir aydır. Bu ayda bütün güzellikler kâinata dolar, bu ayda rahmet kapıları açılır. Bu ayda bolluk, bereket ve ilâhi ihsanlar bütün kapıları çalar. Gönül dünyalarını arıtarak, te­mizleyerek bu aya lâyık olduğu değeri verebilenler ne mutlu insanlardır. Yüce Peygamberimizin bir Hadis-i Şerifi var, şöyle buyuruyorlar: “İçinizde öyle kimseler var ki onların tuttuğu oruç yalnız sabahtan akşama kadar midelerini aç bı­rakmaktan ibarettir.”Önemli olan aşk ile, şevk ile, heyecan ile bu mübârek ayın bütün günlerini, bütün saatlerini, bütün da­kikalarını değerlendirebilmektir. Yüce Peygamberimiz, bir başka Hadis-i Şerifinde “İki günü birbirine eşit olanlar ziyandadır.”buyuruyor. Öyle oruç tutmalıyız ki her gün, her saat, her dakika daha iyiye, daha güzele, daha mükemmele gidebilmek için kendi kendimizle yarış halinde olmalıyız. İnsanlara hitabımız bu mübârek ayda daha bir güzelleşmeli, daha yumuşamalı, daha İslâmî bir inceliğe kavuşmalıdır. Cenâb-ı Hak, Hazret-i Musa’yı Firavun’u Hakk’a davetle görevlendirirken “Yâ Musa, Fira­vun’la konuşurken yumuşak ve tatlı söyle.”buyurur (Tâ-Hâ, 44/20). Biz de kiminle konuşursak konuşalım her zamankinden daha ince, daha saygılı, daha edep dolu olmalıyız. Bazı kim­seler vardır, oruç tuttuklarını sanırlar. İşyerlerinde maiyetlerine karşı barut gibidirler. Mübâreklerin yanlarına yaklaşılmaz. Ba­ğırırlar, çağırırlar, hakaret ederler, söverler, akla hayale gel­medik kabalıklar yapa... Devamı

16 07 2013

GÖRMEYİ ÖĞRENMEK

GÖRMEYİ ÖĞRENMEK |  görsel 1

Cakla cuku alt alta getirip şiir yazdığını sananlar ne kadar gaflet içindeler. Ünlü Alman yazar Rilke, “Sadece gözleriyle değil bütün varlığı, bütün hücreleriyle görmek istiyordu. Gördüğü her şey onda heyecan uyandırıyor, görmenin arkasında gizlenen görülmeyeni bulmak, ele geçirmek, yaşamak, kendine katmak istiyordu. Beklemek ve özlemek en sevdiği kelimelerdi. En uzaktakinin olduğu kadar en yakınındakinin de özlemini duyuyordu. Her yerde, her şeyde, sırların sırrını, Allah’ı arıyordu. Güneşin doğuşu, kuşların ötüşü, derelerin ezgiler söyleyerek akışı, ormanlar, kır zambakları, geceleyin yıldızların görünüşü onu biraz daha Allah’a yaklaştırıyordu. Algının kapıları aralandılırsa her şey, insana, gerçekte olduğu gibi, sonsuz görünecektir. Rilke, kesinlikle inanıyordu ki biz dikkatimizi dışarıya, başkalarına çevirince kendi temel varlığımızı unutuyoruz. Kendimizi bulmamız için zaman zaman çevreden ayrılıp içimizden gelen sesi dinlememiz gerekir. Etrafımızdaki eşyanın bilincine erdikçe yaşamak bir dua olur. Rilke’nin yazdığı şiirleri okurken Allah ile beraber olan insanın yüceliğini görürüz. Genellikle insanların istediği kendini unutmak, ciddi konulardan ve düşüncelerden kaçmaktır. Rilke, insanın kendi üzerinde durup düşünmesini istiyordu. Kainatın en büyük şairi Yunus, “Bir siz dahi sizde bulun benim bende bulduğumu” dememiş miydi? Rilke, bütün Empresyonist sanatkarların yaptığı gibi görmekle işe başladı. “Görmeyi öğreniyorum. Her şey içimde daha derinlere gidiyor ve her şey içimde evvelce sona varmış gibi göründükleri yerde kalmıyor. Evvelce varlığından hiç haberdar olmadığım iç alemim var.&rdqu... Devamı

11 06 2013

Güzel Sözler

Güzel Sözler |  görsel 1

  "Hayatı öyle yaşa ki, son nefesini verirken ne kırdığın bir kalp, ne helalleşeceğin bir insan olmasın" Sabri Tandoğan Devamı

09 06 2013

KİMLERLE DOST OLALIM

KİMLERLE DOST OLALIM |  görsel 1

  Bugünlerde internetteki sitemize en çok gelen sorulardan biri de dostluk ve arkadaşlık konusunda. Kiminle dost olalım? Kiminle arkadaşlık yapalım? Yahut şu özellikleri olan bir kimseyle arkadaşlığımızı keselim mi, yoksa devam ettirelim mi… Hayatın en önemli olaylarından biri de arkadaşlık ve dostluktur. Bir güzel atasözüdür: “Arkadaşının kim olduğunu söyle senin kim olduğunu söyleyeyim.” Öyle arkadaşlar vardır ki, dürüst, temiz, çalışkan bir insanın hayatını karartabilir veya yanlış kulvarlarda dolaşan bir insanı en güzel, en nezih bir yola çekebilir. Hiç kimse arkadaşımdan bana ne diyemez. Bunu diyen kimseler insan ruhunu hiç mi hiç anlamamışlardır. Kendini beğenmiş, kendini herkesten daha akıllı, daha marifetli sananlar hiçbir zaman iyi bir dost, iyi bir arkadaş olamazlar. Öyle insanlar var ki, kendilerinin herkesten üstün olduğuna, her şeyin en iyisini bildiklerine ve gittikleri yolun en iyi yol olduğuna samimi olarak inanırlar. Çevrelerini küçük görürler. Hor ve hakir görürler. Bunlarla arkadaşlık yapmak bir yerde imkânsızdır. Eninde sonunda patlak verir. Bir atasözü vardır; “Üzüm, üzüme baka baka kararır” derler. İnsanlar da böyledir. Er veya geç en zeki insan bile arkadaşından, daimi beraber olduğu kimselerden etkilenirler. Onun için daha baştan itibaren bu kimselerle basamak metoduna göre ilişki kurmalıdır. Nasıl bir merdivende basamaklar birer birer çıkılırsa, ilişkilerde de aynı metotla hareket etmek gerekir. İlk basamak ‘merhaba’dır, ikinci basamak ‘nasılsın’dır. Hayatta öyle insanlar var ki, onlara merhaba diyeceksiniz, nasılsın demeyeceksiniz. Çünkü hatırları sorulduğu zaman ağızları öyle bir açılır ki, ne k... Devamı

08 06 2013

HER ŞEY BİR İLK ADIMLA BAŞLAR

HER ŞEY BİR İLK ADIMLA BAŞLAR |  görsel 1

Hayatta her şey bir “ilk”le başlıyor. Vehbi Koç’a sormuşlar, “Bu kadar servete nasıl ulaştın?” diye. Vehbi Koç cevaplamış: “İlk bir lirayı kazanarak” demiş. Dünya maraton şampiyonuna sormuşlar; “Kırk iki kilometreyi nasıl bitirdin?” demişler. Şampiyon cevap vermiş: “İlk yüz metreyi koşarak” demiş. Hayatta her şey öyle. Zenginlikler de, iflaslar da, tükenişler de hep bir ilk adımla başlıyor. Ne yazık ki bugün ülkemizde çocuk terbiyesini bilen yok gibi. Çocuk önce bir şımarıklık yapıyor. Aile eh diyorlar, bir defadan ne çıkar? Yıllarca önce bir komşumuz vardı. Hâli vakti yerinde bir aile idi. Sonra bir şey dikkatimi çekti. Evin hanımı hava kararmaya başlar başlamaz mutfağın elektriğini yakıyordu ve her gece ikide söndürüyordu. Bir gün, “Efendim israf olmuyor mu, elektrik bu kadar saat açık kalıyor?” dedim. Komşu birden kızdı. “Size ne!” dedi. “Hem ben hiç elektrik faturasını size gönderdim mi?” Üzüldüm. Cevap vermek lüzumunu duymadım. Bir süre sonra alacaklılar mahkemeye müracaat ederek evi sattırdılar. Bizim komşunun saltanatı da (!) böylece sona erdi. Günümüzde böyle bir hava var. Sık sık işitiyoruz. Ben paramı dilediğim gibi harcarım, vücut benim, dilediğim gibi kullanırım, mide benim, keyfime göre yer içerim. Bu, ne kadar yanlış, ne kadar sakat bir anlayış bir bilsek. Malımız mülkümüz, paramız, bedenimiz, hatta zamanımız bize emânet. Onu dilediğimiz gibi kullanmaya hiçbirimizin hakkı yok. Eski İstanbul terbiyesinde, benim evim, benim köşküm, benim yalım demek çok büyük terbiyesizlik, küstahlık, saygısızlık kabul edilirmiş. Bir kimseye, “Bu evin sahibi siz misiniz?” denildiği zaman, o k... Devamı

14 05 2013

"Güzel söyle ki, aksi sedâsı da güzel olsun." Sabri Tandoğan

Güzel söyle ki, aksi sedâsı da güzel olsun. Sabri Tandoğan |  görsel 1

"Güzel söyle ki, aksi sedâsı da güzel olsun." Sabri Tandoğan Devamı

14 05 2013

ÜÇ AYLARDA ARINMA

ÜÇ AYLARDA ARINMA |  görsel 1

"Bu mübarek günler hürmetine bir karar verelim, önce güzelce yıkanıp, maddeten temizlenelim. Yıkandıktan sonra gusul abdestimizi tazeleyelim. Sonra namaz abdesti alıp çıkalım. İki rekat namaz kılalım ve ellerimizi kaldırıp doğduğumuz andan o ana kadar geçen zaman içinde ne kadar hata, günah, kusur işlemişsek, ne kadar insan, hayvan, bitki, eşya ve cemadatı incitmişsek Allah’dan af dileyelim, tevbe, istiğfar edelim. Sonra duamıza devam edelim. Hayat boyu bizi kıran, üzen, inciten, ağlatan, uykusuz bırakan, günlerimizi ve gecelerimizi bize zehir eden ne kadar insan varsa onların tek istisna olmadan hepsi için genel af çıkartalım, onları Allah rızası için, Peygamber aşkı için bağışlayalım. Onların hatalarının, kusurlarının affı için Allah’dan ve Peygamberimizden yardım isteyelim. Bu işi öyle bir aşk, şevk ve heyecanla yapalım ki seccademizden kalktığımız zaman hiçbirimizin içinde, kalbinde, kafasında nakış iğnesinin ucunun trilyonda biri kadar da olsa kin, nefret, düşmanlık, intikam hissi, öcalma duygusu kalmasın. Madem ki mana yolunda yürümek istiyoruz, günahlarımızın affını istiyoruz, o halde önce biz affedelim ki, ilahi affa mazhar olabilelim. Unutmayalım, affedenler, affa uğrayabilirler. Dünya ahiretin tarlasıdır, insanoğlu burada ne ekerse orada onu biçer." Sabri Tandoğan www.gonulsohbetleri.net Devamı

14 05 2013

Aslında Sıkıntı Diye Bir Şey Yok

Aslında Sıkıntı Diye Bir Şey Yok |  görsel 1

"Aslında sıkıntı diye bir şey yok. Biz dünyaya adam olmak, yontulmak, müspet bir adam olmak için gönderildik. Hayat her gün değil, her an yeni imtihanlarla dolu. Bizim görevimiz bu imtihanlardan yüz akıyla çıkmak. Allah cümlemize nasip etsin." Sabri Tandoğan http://www.gonulsohbetleri.net Devamı

14 05 2013

Allah'tan Neyi İstemeli?

Allah'tan Neyi İstemeli? |  görsel 1

"Bir konferans veriyordum. Bir dinleyici elini kaldırdı. “Efendim,” dedi, “şu günlerde Allah’tan en çok neyi istiyorsunuz?”  Şöyle cevap verdim: “Yavrum,” dedim, “hiçbir şey istemiyorum.” Nasıl olur Efendim?” deyince dedim ki  “Ben acaba Allah’ın bugüne kadar bana verdiklerine layık olabildim mi ki başkasını isteyim? Önce verilene liyakat gerek. “ Onun üzerine soruyu soran ağlamaya başladı. “Ah,” diyordu, “biz ne kadar gaflet içindeymişiz.” " Sabri Tandoğan www.gonulsohbetleri.net Devamı

14 05 2013

GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR

GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR |  görsel 1

  Hayata önyargısız baktığımız zaman her şey daha farklı oluyor. Hayat hiçbir zaman, tarihin hiçbir döneminde ışık dolu olmadı efendim, yarın da olmayacak. Bütün mesele bizim bakış açımızda. Hayata sabit fikirlerle değil de o muazzam güzelliği görmek için baktığımızda her şey mükemmel oluyor. Bize göre dost arıyoruz, bize göre komşu arıyoruz, bize göre meslektaş arıyoruz, ama ne oluyor, bulabiliyor muyuz? Hayır. Tabiatta birbirinin aynı yaratılmış iki hücre bile yok. Şunu düşünsek; biz okyanusta bir fındık kabuğu bile değiliz. Mahatma Gandi -ki Mahatma Hintçe evliya demektir.- diyor ki: “Evden çıkınca kendimi ayakkabımın üstündeki bir toz zerresinden daha büyük görecek olursam utanır, Allah’a sığınırım.” Her şey gönlünce olursa bir süre sonra insan firavunlaşır. Birdenbire zengin olmak, meşhur olmak insanın düşünce yapısını değiştiriyor. İnsanın tekâmül etmesi için zorluklara da dayanması gerekiyor. İşte gerçek aydın budur. Gerçek hayatta, tabi düzensizlikler, iftiralar, yanlış anlaşılmalar, zorluklar da var. Tabi olacak efendim. Ben acıların, sıkıntıların bazen hastalıkların insanları olgunlaştıracağı kanaatindeyim. Öyle yiyelim, içelim, sokaklarda gezelim, eğlenelim…Bu şekilde olgun insan olabilir miyiz? Hayatta geride bir isim bırakmış, yer edinmiş insanlara bakın, göreceksiniz ki hepsi çeşitli sıkıntılar yaşamış kimselerdir. Kainatın en büyük, en güzel, en muhteşem insanı Resullullah Efendimiz Buyuruyor ki “Allah’a kasem ederim ki insanların içinde benden daha fazla sıkıntı çeken olmamıştır.” Olgun, kâmil, anlayışlı insan olmak başka, bilgi sahibi insan olmak başka. Evet, bugün toplumumuz sıkıntı içinde. Böyle bir toplumda dengeli olmak &cce... Devamı

14 05 2013

GERÇEK SEVGİYİ YAŞAMAK

GERÇEK SEVGİYİ YAŞAMAK |  görsel 1

Bir izleyicim bana konuşmalarımda en fazla sevgi konusunu ele aldığımı yazmış, sebebini soruyor. Ben gerçekten sevgiyi hayatın dayanak noktası olarak görüyorum. Mevlana “Sevgiden bakır altınlaşır.” diyor. Sevgiyle düşmanın dost olacağı inancındayım. Sevgisiz bir yudum su bile içmek istemiyorum. Parayla yatlar, katlar, Mersedesler, alırsınız ama gerçek sevgiyi parayla asla elde edemezsiniz. Belki karşı cinsten bazı insanlar birbirlerine parası için sevgi gösteriyor olabilirler ama ben bunun samimi bir sevgi olacağına inanmıyorum. Sevgi, insanı Allah’a ulaştıran bir yoldur. Nerede sevgi, orada Allah… Nerede saygı, edep, orada güzellik… Samimi kanaatimce sevgi hayatın odak noktasıdır. Sevgiyle hastalar iyileşir, yoksulluklar zenginliğe, üzüntüler mutluluğa dönüşür. Sevgi bir güzelliktir, estetiktir, bizi Allah’a götüren en kısa yoldur. Resullullah Efendimiz, bir Hadis-i Şeriflerinde “Eğer biriniz bir kimseyi seviyorsa hemen gidip sevgisini ona haber versin. Yarına bırakırsanız ikinizden birisi için çok geç olabilir.” Buyurmuşlardır. Sait Faik Abasıyanık bir eserinde “Her şey bir insanı sevmekle başlar.” der. Dünyanın en büyük olayı sevgidir, ama samimi, içten, sımsıcak bir sevgidir. Ben sevgiyle hastaların bile iyileştiğini gördüm. Aralarında öyleleri vardı ki hayata, insanlara kırgın ve küskündüler, ama gerçek sevgiyle karşılaştıklarında dirilip, yaşama sevinciyle dolmuşlardı. Yaşamak demek para kazanmak, yemek içmek, uyumak mıdır? Ne olur parayla her şeyin, gereğinde sevginin de alınabileceği kanaatinden vazgeçelim. Bir insanın yüreğindeki sımsıcak sevgiyi, hayranlığı parayla satın alamazsınız. Gecekonduda yaşayıp bir tarhana çorbasını sofraya zor koyabilen aileler gördüm, ama onların aras... Devamı