06 07 2007

En güzel cevap

Sayın Sabri Tandoğan'ın www.gonulsohbetleri.net sitesine gelen bir mektuptan alınmıştır:   Kıymetli büyüğüm, Ahmed Rufai Hazretleri, bir gün talebelerine:- İçinizde kim bende bir ayıp görüyorsa bildirsin, dedi.  Müritlerinden biri:- Efendim, sizde büyük bir ayıp var, diye cevap verdi.Ayıbını talebesine soracak kadar kendini aşmış bu mütavazi insan hiçkızmadı, talebesi böyle söylüyor diye üzülmedi, belki sadece ayıbındankurtulabilmek ümidiyle sordu:- Söyle dedi, kardeşim, o ayıbım nedir?Talebe gözleri dolu dolu:- Bizim gibilerin size talebe olması, dedi.Bu söz gönüllere çok tesir etmiş, sohbette bulunan herkes ağlamayabaşlamıştı. Ahmed Rufai Hazretleri de ağlıyordu. Bir ara sadece;- Ben sizin hizmetçinizim, ben hepinizden aşağıyım diyebildi.   Sevgi ve saygılarımla Miray Asyalı     Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı:     Sayın Miray Asyalı, 4.7.2007 tarihli mailinizi aldım. Keşke imkanım olsa da bu kıymetli anektodu yedi milyar insana duyurabilsem. Okurken ben de ağladım. Çok teşekkür ediyorum. Selam, sevgi ve saygılarımla. Sabri Tandoğan Emekli Danıştay üyesi www.gonulsohbetleri.net    ... Devamı

06 07 2007

İman

www.gonulsohbetleri.net, sizden gelenler bölümünden bir mail ve cevabı:     Sayın büyüğüm,   Sitenizi yeni takip etmeye başladım. Bugünkü bir yazınızda " Ne zaman son nefesimizi vereceğiz bilmiyoruz. Ama her an hazır olmamız gerekiyor. İnşallah son nefesimizi iman ile vermeyi Allah nasip etsin" demiştiniz. Benim de Allah'tan en büyük dileğim bu.Bu üç günlük dünya acıyla da, yanlızlıkla da nasıl olsa geçer. Öbür dünya ise sonsuz.Abdülkadir Geylani Hazretlerinin dediği gibi "En büyük felaket ebedi saadetden mahrum olmaktır" İmanlı gitmenin ise hiçbir müslüman için garantisi yok. Süfyan-ı Sevri hazretlerinin gençliğinde sırtı kamburlaşmıştı. Sebebini sorduklarında; “Üç üstada talebelik yaptım. Hepsi de zamanının en alimleriydi. Ölüm zamanında üçü de dünyadan imansız gittiler. Ben onların halini görünce, korkudan omurga kemiğim eğrildi” buyurmuşlardır.   İnsanın, işine göre ömrü ve rızkı değişir, iyiler kötü, kötüler iyi olarak değiştirilebilir. Böylece Allahü Teala, birine, ölümüne yakın iyi işler yaptırıp, son nefeste iman ile gönderir. Başka birine kötü amel işletip, imansız gönderir. Bunun için, Resulullah Efendimiz her zaman şu duayı okurdu: “Ey kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren Rabbim; kalbimi, dininde sabit kıl, dininden döndürme,” Eshab-ı kiram, Peygamber efendimizin böyle dua ettiğini işitince; "Ya Resulallah! Siz de kalbinizin dönmesinden, korkuyor musunuz?" diye sordular. Resulullah Efendimiz de; "Allahü Teala'nın mekrinden beni kim emin kılar? Bana kim garanti, güven verebilir?" buyurmuşlardır. Peygamber Efendimiz kendinden emin değilken biz neyimize güveniyoruz?   Yarabbi emanetini dağlar ve gökler bile yüklenmezken biz yüklendik. Çünkü dediğin gibi çok zalim ve çok cahiliz. Herşeye rağmen senin rahmetin azabını geçmiştir. Zerre kadar imanımız için,samimi olarak akıttığımız tek bir damla gözyaşı için bizle... Devamı

03 07 2007

Birleşiniz insanlar, kardeş gibi olunuz

  Günümüzün bunalan insanları hakkında bir soru ve cevabı (www.gonulsohbetleri.net)   Soru: Ne zamandır tuhaf bir ruh hali içindeyim. Ne oluyor, ne bitiyor, anlayamıyorum. Kafamın içi mıncık mıncık. İç dünyam karmakarışık. İçimde hep bir huzursuzluk, tedirginlik. Ne bir sağlık problemim var, ne de ekonomik. Zahiren bakıyorum, herşeyim tamam. Ama yine de izah edemediğim bir durumdayım. Mutlu olmak, huzurlu olmak istiyorum ama ne mümkün. Lütfen bana yardımcı olun. Bu hal neyin nesi ve ben ne yapabilirim? Elimden gelen nedir? Mutlu olmak benim de hakkım değil mi? Beni aydınlatırsanız ebediyyen size teşekkür ederim. Saniye Bakırcıoğlu     Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı (www.gonulsohbetleri.net, sizden gelenler bölümü)   Sayın Saniye Bakırcıoğlu, 2.7.2007 tarihli mailinizi aldım. Efendim, ilginç bir soru sormuşsunuz. Bu aynı zamanda bu soruyu sormayan nice insanların da müşterek sorusu. Benim açımdan bunun izahı şöyle: İnsanın bir fıtri karakteri var. Yüce Peygamberimiz “Her doğan çocuk İslam fıtratı üzere doğar” buyuruyor. Yani insan dünyaya bir melek gibi tertemiz geliyor. Sonra devreye aile, okul, toplum üçgeni giriyor. O tertemiz, o melek gibi yavruyu bozuyor, kirletiyor, kalbine ve kafasına çeşitli zararlı düşünceler, önyargılar, sınırsız ihtiraslar koyuyor. Mal ihtirası, para ihtirası, şehvet ihtirası, meşhur olma ihtirası, tahakküm etme ihtirası...daha nice nice ihtiraslar bir araya geliyor. Ve o melek gibi doğan çocuktan ortaya bir hilkat garibesi çıkıyor. O tertemiz duygular kirleniyor. O, gül gibi kalp kararıyor. Ortaya hiçbir şeyle doymayan, tatmin olmayan, şükretmesini bilmeyen, kanaat etmesini bilmeyen, sabretmesini bilmeyen, kalbinde sevgisi, saygısı, edebi, inceliği, zarafeti olmayan bir firavun taslağı çıkıyyor. Hep onu dediği olacak, hep onun istediği olacak, kafasından geçen hemen gerçekleşecek bir firavun. Ülkemizin erkekleri “ben erkeğim” diyor, o halde benim dediğim olacak. Ne yazık ... Devamı

02 07 2007

Sevginle gireceğim toprağa-Ömer Hayyam

  Merhaba, Ömer Hayyam hakkındaki görüşlerinizi paylaşır mısınız? Teşekkürler Melek Taşdemir     www.gonulsohbetleri.net sitesinden alınan bir soru ve Emekli Danıştay Üyesi sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı:     Sayın Melek Taşdemir, 2.7.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, Ömer Hayyam büyük bir ilim adamı, büyük bir mutasavvıf, ve büyük bir sanatkardır. Fakat ne yazık ki bazı geri zekalılar onu kafasız, sarhoş, içkiden başka bir şey düşünmeyen bir adam gibi tanıttılar. Oysa Ömer Hayyam, bizim daracık aklımızın limon çekirdeği kadar kültürümüzün susam tanesi kadar hafsalamızın alamayacağı kadar büyük bir insandı.  Allah, mana aleminde elinden öpmeyi nasip etsin. Ömer Hayyam, hayatı boyunca ağzına içki sürmediği halde benim çocukluğumda bazı manyaklar onun adına şarap çıkartmışlardı. Dünya edebiyat tarihinde Ömer Hayyam kadar güzel rubai yazan hiç kimse olmadı. Onun   “Sevginle gireceğim toprağa Sevginle çıkacağım topraktan”   mısraları tasavvuf tarihinin en muhteşem sözleri arasındadır. Bize ne güzel bir rota çiziyor. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın. Bir insanın sevgiyle toprağa girmesi demek, bütün kinlerden, nefretlerden, düşmanlıklardan, hainliklerden, kötü düşüncelerden temizlenerek toprağa bir melek gibi girmesi demektir. Allah bunu cümlemize, bütün insan kardeşlerimize nasip etsin. Ve mahşer günü dağ çeşmeleri gibi tertemiz, pırıl pırıl, bembeyaz girebilmek, Allah’ım, ben Sana yalnız içimdeki sevgiyle, saygıyla, hizmet aşkıyla geldim, hüküm senindir diyebilmek ne güzeldir. Kıymetli yavrum, bilmiyorum, sorun cevaplandı mı? Söyleyeceklerim bu kadar. Selam, sevgi ve saygı ile. Sabri Tandoğan standogan@gonulsohbetleri.net www.gonulsohbetleri.net    ... Devamı

02 07 2007

Sevginin manasını anlamaya çalışalım

www.gonulsohbetleri.net sitesinden alınmış bir soru-cevap:   Efendim, Ben yazılarınızı uzun bir suredir takip ediyorum.Yazmam konusunda bir takım tereddütlerim oldu ancak sonunda yazmaya karar verdim. Sizin yazılarınız ve öğütlerinize dikkat ediyorum hep bir amaca yönelik. Güzeli,iyiyi,doğru olanı almak,kötü ve çirkin işlerden mümkün olduğu kadar uzaklaşmak.O zaman geriye basit gibi görünen ama aslında son derece zor olan tek bir şey kalıyor. Seçim yapabilmek.Hayatın en önemli meselesini de  bu seçim oluşturuyor.Hayatın bir kuralı var,iyi ve güzel olan şeyler her zaman azdır. Önemli olan bu güzeli ve iyiyi bulabilmek ve seçebilmek.Okuduğumuz kitaptan,konuştuğumuz insanlara,alış veriş yaptığımız marketden, baktığımız bir resme kadar her şeyde seçici olmak. Ancak bir de bütün insanları kucaklayan evrensel sevgiden,yedi milyar insan kardeşinizden bahsediyorsunuz. Hayatta iyi ve güzel şey bu kadar azken bütün insanları kucaklayan sevgiye nasıl ulaşacağız? Çünkü sizin de yazılarınızda bir çok insan için bed dua ettiğinizi okuyorum. Onlar için aşağılık, iğrenç, hayvandan aşağı, pislik gibi bir çok kelimeler kullanıyorsunuz. Hatta en son domatesle ilgili yazınızda bu işin sorumluları kanser olsunlar demiştiniz.   Hayatta seçici olmak konusundaki fikirlerinize aynen katılıyorum ama bu bütün insanları kucaklayan evrensel sevgiyle bir çelişki oluşturmuyor mu?   Sevgi ve saygılarımlaSevim Tekin   Emekli Danıştay Üyesi Sayın Sabri Tandoğan'ın Cevabı:   Sayın Sevim Tekin,   30.6.2007 tarihli mailinizi aldım.   Kıymetli yavrum, seçim konusundaki yazdıklarınız fevkalade isabetli. Sizinle aynı fikirdeyim. Hatta ben diyorum ki hayat=seçim dersek hiç de hata etmiş olmayız. O kadar önemli bir konu ki. Bunu çok güzel belirtmişsiniz. Tebrik ederim.   Gelelim ikinci konuya. Ben, kainattaki yedi milyar insanı lafla, edebiyatla, nutukla değil, gerçekten seviyorum. Allah rızası için seviyorum. Onları Alla... Devamı

02 07 2007

Herkese aynı muammele yapılmaz

Soru-Cevap: www.gonulsohbetleri.net sitesinden alınmıştır   Sayın Büyüğüm, Ben bir kamu kuruluşunda şef olarak çalışıyorum ve bir ekibin yöneticisiyim. Bu ekibin içinde bütün elemanlara son derece kolaylık gösterici, anlayışlı ve hoşgörülü olarak davranıyor, ve herbirinin üzerine düşen çalışmayı yerine getirmesinde bunun motive edici olacağını düşünüyorum. Ama gelin görün ki ekipteki bazı elemanlar bu hoşgörümü kötüye kullanarak üzerlerine düşen işi aksatıyor ve bunu farklı gerekçelerle izah ederek örtbas etmeye çalışıyorlar ve işlerin gecikmesine neden oluyorlar. Ben bu duruma çok üzülüyorum. Diğer benzer durumdaki arkadaşlara baktığım zaman onların çok daha katı bir yaklaşım içinde olduklarını ve bu tür sorunları yaşamadıklarını görüyorum. Efendim, benim burada size sorum şu olacak. Ben herkese ılımlı bir davranış göstermekle hatalı mıyım? Bana nasıl davranmamı önerirsiniz. Saygı ve sevgilerimi sunar, hürmetlerimi arzederim. İyi günler.   Süheyla Demiray       Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı:   Sayın Süheyla Demiray, 2.7.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, mailini okuyunca üzüldüm. Çektiğin ıstıraplar gözümün önünde canlandı. Sevgili yavrum, bizin en büyük hatalarımızdan biri birtakım teorilere göre yaşantımızı sürdürmek oluyor. Herkese aynı muammeleyi yapmak çok büyük hata. Eskiler, bunun için “Ata ot, ite et” derlerdi. Yani herkese durumuna göre farklı muammele yapmak. Miskin, tembel, uyuşuk, yerinden kıpırdamak bile istemeyen bir personelle, çok çalışkan, ateş gibi, görev bilinci olan bir personeli nasıl aynı görebilirsiniz? Eskilerin tabiriyle bu durum eşyanın tabiatına aykırı olmaz mı? Tasavvufta bir kural vardır, “Her odundan mobilya olmaz” . doğada binlerce çeşit ağaç var. Ama ancak yedi, sekiz ağaçtan biri mobilya yapılabiliyor. İnsanlar da öyle. Öyle insanlar vardır ki bir ses tonuyla bile irkilebilir, kırılıp incinebilir. Öyle insanlar vardır ki mehter davulyla mesaj vers... Devamı

01 07 2007

Görevimiz bütün insanlara karşı sadece sevgi ve saygı

Efendim, Bütün gönül dostlarına hayırlı Cumalar dileyerek başlamak istiyorum bu sabah.... Rabbim bu sıcak günlerde ferahlık ve huzur nasıb eder insaallah..   Son günlerde içinde bulunduğum ortamlarda bir şeyi daha yakından gözlemledim ve paylaşmak istedim.. insan kendi huzurunu ve mutlulugunu hatta kendi sağlığını bile kendi elleriyle şekillendiriyor.. Tabiki Rabbim nasıl nasib ettiyse o doğrultuda oluyor ama mutluluk da mutsuzlukta bizim davranışlarımızın yansıması olarak bize dönüyor.. Bakın basit bir örnek vereyim buna.. Son zamanda Türkiyemiz çok çok sıcak günler yaşıyor. Son 20 yılın en sıcak yazı deniyor. Hatta istanbul için son 70 yılın en sıcak hazıranı dendiğini duydum.. Fakat bir dikkat ettim herkesin dilinde sıcaklar... kimi bir söz söylesen cevap 'çok sıcak'  'of ... pof... uyuyamıyorum.. nefes alamıyorum.... bugun felaket. daha sıcak...' evet durum hakikatten zor.. Insanı etkiliyor... Yaşamı zorlaştırıyor... ama aklınız bunda olduğu sürece , konu hep bu olduğu sürece , haberlerde herdakika bu dinlenildiği sürece sanki sıcak hava daha da ısınıyor... Iki kat fazla terliyor insan.. nefesi daralıyor... Biz oturduğumuz yerde bu havayı mayısta yaşamıştık.. Şu anda cok cok daha fazla sıcak var oralarda.. gittiğimizde bize de dayanılmaz gelmişti.. ama yapacak birşey yok.. Alıştık.. birlikte yaşamayı öğrendik.. Sakinleştik.. vücudumuzu , nefesimizi kontrol etmeyi öğrendik, korunmayı öğrendik ister istemez.. tabiki kilmalı ortamların çokluğu yardımcı oluyor ama bir o kadar da dışarıda çalışanlar ve dışarıda olması gerekenler var o memleketlerde de... onları düşününce şükretmek gerekiyor..   Neyse biz konumuza dönelim.. Insan kendini neye şartlar ve sürekli onu düşünürse , düşündüğü gözünde büyüyor büyüyor aşılmaz dağlar gibi oluyor..  Bu sadece sıcaklar için değil elbet.. bu sadece örnek.. diyelim ki bir sorumuz var, biriyle anlaşmazlığımız ya da kırgınlığımız, ya da bize yapılmış haksız bir d... Devamı

01 07 2007

Dialogla herşey çözülür

Sayın Büyüğüm merhaba, Efendim, beş yaşındaki oğlum zaman zaman yalan söylüyor. Onu bu alışkanlığından nasıl vazgeçirebilirim. Selam ve saygılarımla, teşekkürler...   Sayın Sabri Tandoğan'ın  (Emekli Danıştay Üyesi) cevabı (www.gonulsohbetleri.net sitesi)   Sayın Safiye Şanlıtürk,   1.7.2007 tarihli mailinizi aldım.   Kıymetli yavrum, sakın bu durumda döverek, söverek meseleyi halledeceğini sanma. Onunla saygıya dayanan, güzel bir ilişki kur. Onunla dost ol, arkadaş ol. Bir büyük adamla konuşur gibi konuş. O arada çeşitli senaryolar içinde yalanın ne kadar kötü olduğunu, yalancı insanların hayatta hiçbir zaman sevilmeyeceklerini, sayılmayacaklarını ona anlat. Diyeceksin ki beş yaşındaki çocuk bunlardan ne anlar. Anlar yavrum, dört yaşında da anlar, üç yaşında da anlar. Bana öyle geliyor ki birçok modern anne gibi dsen de çocuğun zahiriyle ilgilenmişsin. Yemeğini yediydi yemediydi, sütünü içtiydi, içmediydi, köftesini yediydi, yemediydi... Bunlar iş değil yavrum. Önemli olan çocuğu şahsiyet sahibi yetiştirmek. Önceki gün bir toplantıda bahsettiler. Bir Türk ve bir Amerikalı bir hanım evleniyorlar. Amerikalı hanım parlak iş teklifleri aldığı halde hayır diyor, kabul etmiyor. Ben, oğlumu yetiştireceğim diyor. Ona öyle bir terbiye uyguluyor ki dinlerken ürperdim. O hanıma karşı büyük bir saygı ve hayranlık duydum. Her gün birçok saatler oğluna onun da anlayabileceği eğitici, öğretici masal kitapları okuyor. Bir büyük adam gibi onunla her konuyu konuşuyor. Keşke dedim, bu hanımla tanışmak mümkün olsa. Elini öpsek, saygılarımızı sunsak. Evladının manevi hayatı üzerinde tir tir titremeyen, onu hayatının en büyük gayesi yapmayan her anne, evladına ihanet içindedir. Siz de lütfen bu anne gibi hareket edin. Çocuğunuzla güzel bir dialog kurun. Göreceksiniz bakın o zaman bütün meseleler halledilecek, bütün düğümler çözülecek.   İşte böyle yavrum. Senin bu işi başaracağına, üstesinden geleceğine bütün kalbimle inanıyorum. Başarı... Devamı

30 06 2007

En mühim mesele, insanları anlamak

Efendim, insanları anlamak mümkün mü? Bu konuda bize yardımcı olacak ögeler nelerdir? Biz, insanları daha iyi anlayabilmek için neler yapmalıyız?   Semra Özyıldız   www.gonulsohbetleri.net sitesinden alınan bir izleyici sorusu. Emekli Danıştay üyesi Sayın sabri Tandoğan'ın aynı sitede yer alan cevabı ("Sizden Gelenler" bölümü)   Sayın Semra Özyıldız, 30.6.2007 tarihli mailinizi aldım. Efendim, dünyanın en zor işi insanları anlamaktır dersem acaba bu abartılı bir ifade olur mu? Bana olmaz gibi geliyor. Gerçekten insanları anlayabilmek, onlar hakkında objektif fikirlere varabilmek, onları doğru değerlendirebilmek, ikide bir de hayal kırıklığına uğramamak çok zor bir iş. Şair Özdemir Asaf bir şiirinde   “Bana yakın geldin dedi vurdu Bana uzak kaldın dedi vurdu Adlarını sordum İnsan dediler”   diyor. İnsan ruhundaki çelişkileri belirtiyor. Atila İlhan,   “Anladım imkansız şey, Bir insanın bir başka insanı anlaması”   diyor. Ve bir yerde insanları tam olarak anlamanın imkansız olduğunu belirtiyor. Necip Fazıl daha ileri gidiyor. Ve   “Aynalar söyleyin bana, ben kimim”   diyerek bırakın başkalarını anlamayı, kendimizi bile anlamanın nasıl güçlüklerle dolu olduğunu anlatıyor. Nobel armağanı kazanan Fransız bilim adamı Alexi Carel, yazdığı en önemli kitabının ismini “İnsan bu meçhul” koyuyor. Bütün bunlar hep aynı gerçeği gösteriyor. İnsanları tanımak, çok zor. Ama tanımaya da mecburuz. Dostluklarda, arkadaşlıklarda, evliliklerde mesai arkadaşlıklarında, komşuluklarda hatta yolculuklarda buna mecburuz. Biliyorsunuz bugünlerde İstanbul’dayım. Bir dost beni Küçükyalı’daki Pinhan lokantasına götürdü. İsimleri Gülşah ve Beytullah olan iki genç serviste yardımcı oldular. Onlardan o kadar sıcak, yakın, dostça ilgi gördüm ki kelimelerle anlatamam duygularımı. Çok güzel izlenimlerle ayrıldım restorandan. Aradan biraz zaman geçti bu sefer ben, a... Devamı

27 06 2007

En muhteşem yol gösterici, Kainatın Efendisidir

www.gonulsohbetleri.net sitesinden bir soru-cevap   Saygılar sunarım Hocam ;   Geçenlerde ablam: "Nedir bu Sabri Bey'in senden çektiği"  diyerek beni biraz güldürdü, biraz üzdü ve biraz düşündürdü.   İnsan, bazen bir duyguyu,bir düşünceyi paylaşamamanın ezikliğini,acısını öyle duyumsuyor ki gözleri dolu dolu,başı öne eğik sükut etmekten başka bir çaresi kalmıyor.   Size hemen hemen bir aydan beridir sorduğum soruların uygulamasını layıkıyla olmasada yapmaya çalıştım. En son eşya'ya davranış usulü ve namaz kılma hususunda ki nasihatlerinizide ekleyince dün gece hani sizin her an yaşadığınız benim bir an yaşadığım ilahi konsere dahil oldum.Tıpkı Beethoven'in 9. senfonisinde ki gibi :   "Kardeş olun ey insanlar, bunu ister Tanrımız. Bu dünyada her şey geçer, en son sana dost kalır. İnsanlığa, doğruluğa, göğsünü aç korkma sakın. Hür doğmuştur insanoğlu, hür yaşamak hakkıdır.”   Tıpkı çocukluğumun mesut günleri geri gelmiş gibi. O dönemlerde sevinçlerimi,heyecanlarımı babamla ve anneannemle paylaşırdım. Şimdi ikisi de yok, ikisi de Hakk'a göçtü. Ben size,bana sizin cephenizden Resullullah Efendimizi anlatmanızı isteyeceğim.Çünkü O'nu hep sarıklı, cübbeli, ümmi bir insan olmaktan öte tasvir edemeyen aklımın verdiği kısır bilgiyle tanımanın vermiş olduğu ezikliği, utancı ve hüznü yaşıyorum.   Ama eğer derseniz ki ,"Bunları aç kitaplardan oku,orada ayrıntısıyla anlatılmış", yemin ederim size kırılmam, gücenmem. Zaten ne haddime. Siz beni benden iyi biliyorsunuz, söylediklerinizde bana şifa oluyor, hele Yunus Emre ile tanışmam, "O'nu her gün, mutlaka bir mısra dahi lütfen oku" buyurmanız bana öyle büyük kazançlar getiriyor ki...   Bugün çok hüzünlüyüm. Ama sizi çok seviyorum Sevgili Dedeciğim.   Hürmetle ellerinizden öperim. Esra     Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı:   Sayın Esra Hanım, 27.6.2007 tarihli mailinizi aldım.   Kı... Devamı

27 06 2007

Çalışma hayatının kuralları

www.gonulsohbetleri.net sitesinden alınmıştır Soru: Sevgili Büyügüm ve kiymetli Gönül Dostlari, efendim ben haftaya Allahin izni ile yeni bir ise, yeni bir is yerine basliyorum. Aslinda bu ise, cok begendigim, cok istedigim bir isyeri oldugundan degil , bütün aramalarima ragmen henüz daha iyi bir isyeri bulamadigim icin, basliyacagim. Malumuzun ekonomik durumlardan dolayi sabredip, calisip ekmegimizi cikarmamiz lazim. Sabri Babacigim, bu vesile ile isyerlerinde nasil basarili oluruz, nelere dikkat etmeliyiz, nelerden kacinmaliyiz? isyerimizi nasil cennet haline getirebiliriz, bizi aydinlatirmisiniz? Sizden ve tüm gönül dostlarindan ricam benim icin bir kerecik bile olsa dua edin, isyerim ve bütün calisanlarin isyerleri hayirlara vesile olsun. selam ve saygi ile suna     Danıştay Emekli Üyesi Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı (www.gonulsohbetleri.net sitesi, sizden gelenler bölümü)     Sayın Suna Hanım,   26.6.2007 tarihli mailinizi aldım.   Kıymetli yavrum, önce işyerine zamanında gelip gitmeyi öğrenmek lazım. Hatta vaktinden beş altı dakika önce gidersek daha iyi olur. İkinci olarak iş yerinde herkese karşı saygılı ve mesafeli olmak gerekiyor. Kimseyle laubali olma, kimseye sırrını söyleme. Daima teyakkuz içinde ol. Birileri dost görünüp, sırrını öğrenir, onu sana karşı kullanmak isteyebilirler. Onların ağına düşme. Sonra çok tatsız olaylar olabilir. Paranı çok dikkatli harca. Tabir caizse kuruşu kuruşuna para harca. Daima öbür aya çok az da olsa bir miktar tasarrufun olsun. Kimseden borç isteme. Yerine göre kuru ekmek ye. Yerine göre aç yat. Ama sakın borç yapma. Onurundan çok şey kaybedersin.   İşyerinde siyasi konuları konuşma. Birileri ağzını ararsa sakın açık verme. Bil ki vereceğin bir açık seni ömür boyu tedirgin edebilir. Kimseye aile sırlarını açıklama. Mesai dışında mesleğinle ilgili kitaplar okumaya çalış. Her vesileyle kültürünü artırmaya gayret et. Kıyafetlerin bir hanımefendiye yakışacak şekilde olsun... Devamı

26 06 2007

En büyük düşman: Sigara

www.gonulsohbetleri.net sitesinden bir soru ve Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı:   Sayın Hocam, Öncelikle hürmetlerimi ve selamlarımı sunuyorum.   Kıymetli büyüğüm, benim de sizden yardımcı olabileceğinize inanarak bir ricam olacak. Efendim ben on beş yıldır sigara kullanıyorum. Halen kırk beş yaşındayım. Şimdiye kadar bir çok kez gerek kendi sağlık durumum, gerek eşim ve çocuklarımın uyarılarını dikkate alarak bu alışkanlığımı bırakmak istedim. Ama her defasında çok kısa bir süre sonra geriye dönüş yaptım ve bırakamadım. Halen günde en az bir paket sigarayı bitiriyorum. Bu miktar o günkü ruh halime göre bazan daha fazla da oluyor. Sizin bana bu zararlı alışkanlığımı bırakabilmemde yol gösterici tavsiyelerinizi merakla bekliyorum. Allah sizi ve çok kıymetli büyüklerimizi önümüzden, başımızdan eksik etmesin diye niyaz ediyor, hürmetle ellerinizden öpüyorum, hayır dualarınızı beklerim efendim. Hayırlı günler. Sabih Yalçınkaya     Cevap: Sayın Sabih Yalçınkaya, 26.6.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, çizdiğin tablo birden beni çocukluk günlerime götürdü. Ürperdim. Rahmetli babam, sigara müptelası idi. Bir yaştan sonra kritik dönem başlamıştı. Çok az nefes alıyordu. Uyurken yüreğim parçalanırdı. Sanki bir kuş ciğerlerine inmiş orada çırpınıyordu. Bir an geldi ki hayâti tehlike başgösterdi. Dört kere krize girdi. Çok zor kurtarıldı. Dördüncüde doktor “Bakın efendim, benim size yapacağım son iyilik. Eğer sigarayı bırakmayacak olursanız bir kırize daha gireceksiniz, ve o zaman tıbben benim yapacağım hiçbir şey kalmayacak. Bir daha beni lütfen çağırmayın. Artık karar sizin” dedi ve gitti. Rahmetli babam yine bırakamadı. Ve aslan gibi adam acı içinde, ıstırap içinde kıvranarak Hakka göçtü. Size gelince sanırım bu acı hatıradan sonra söylenecek fazla bir şey kalmıyor. Bana göre siz intihara doğru gidiyorsunuz. Biliyorsunuz İslam fıkhına göre intihar edenin cenaze namazı kılınmaz. Bunu göz önünde bulundurarak lütfen ... Devamı

24 06 2007

Denge, hayatın ana kanunudur

www.gonulsohbetleri.net sitesinden bir soru-cevap   Sayın Hocam,   Hayatta her şey ince bir denge üzerine kurulu.Sağlıklı ve mutlu yaşayabilmek büyük ölçüde bu hassas dengeler içinde  ölçülü yaşamaya bağlı.En faydalı şey bile gerektiğinden fazla olduğu zaman zararlı olmaya başlıyor.Benim sormak istediğim,sevgide de bir ölçü var mıdır? Eğer varsa sevmenin ölçüsü nedir?   Sevgi ve saygılarımla Ahmet     Sayın Sabri Tandoğan'ın (Emekli Danıştay Üyesi) cevabı:   Sayın Ahmet Bey, 23.6.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, maddi, manevi hayatta her şey bir denge üzerine kuruludur. Çay içerken şeker atıyorsunuz. Bir veya iki tane. Ama on şeker atarsak o çay içilmez. İlaç gibi olur. Mesela çorba yapıyorsun, bir aprça tuz koydun. Ama tutup da yarım paket tuz korsan o çorba dökülür. Hayatta her şey bunun gibi yavrum. Manevi konular da böyledir. Peygamber Efendimiz, ibadette bile itidal istemiştir, orta yol istemiştir. Ve şöyle buyurmuştur: “Sizden evvel gelen nice kavimler dinde ifrata gitmek yüzünden helake uğramışlardır. Siz, sakınanlardan olasınız”. Günümüzde birçok aile çocuklarına aşırı sevgi göstermek yüzünden onların fıtratını bozmakta, perişan etmektedirler. Şımartılmış bir çocuk ileride aile için de eşi için de, toplum ve insanlık için de baş belası olabilir. Ne yazık ki günümüzde birçok aileyi bu yolda görüyoruz. Aşkta da bu konu çok önemlidir. Bir kimse karşı cinsten bir kimseyi aşırı sevse de sevgisinin hepsini göstermemelidir. Çünkü aşırı sevgi karşı tarafın dengelerini alt üst edebilir. Daima itidal üzere gitmek lazımdır. Resulullah Efendimiz’in, “Her işte orta yolda gidiniz” Hadisini her gün hatırlamak lazımdır. Bugün ülkemizde “obez” insanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bunun bir tek sebebi vardır, yeme içmede itidal içinde olmamak, tatlı yemeği bir teselli yolu olarak görmek. İnsanlar çok küçük yaştan itibaren dengeli beslenseler obez... Devamı

24 06 2007

Olaylara objektif bakabilmek

www.gonulsohbetleri.net sitesinden bir soru-cevap:   Değerli büyüğüm ellerinizden öpüyorum umarım iyisinizdir benim bir sıkıntım var eşimin kıskançlıklarından bunaldım ayrıca yakında yabancı bir ülkede ikamet edeceğim zor günler geçiriyorum iki yavrum var boşanmak durumuna geldim artık dayanacak gücüm kalmadı defalarca konuşmaya çalıştım düzelmiyor kıymetli öğütlerinize ihtiyacım var yabancı ülkede nasıl yaparım dilbilgimde yok kendimi çok yanlız hissediyorum lütfen babamı kaybettim baba nasihatlerinize ihtiyacım var cevabınızı bekliyorum Sibel     Sayın Sabri Tandoğan (Emekli Danıştay üyesi) cevabı:   Sayın Sibel Hanım, 24.6.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, bu gibi durumlarda ayrılmadan önce eşinizi kıskançlığa sevkeden olaylara lütfen objektif olarak bakmaya çalışın. Olayı bir psikolog, bir psikiyatrist gibi görmeye çalışın. Acaba eşinizi kıskançlığa sevkeden olaylar nelerdir? Acaba kıyafetleriniz dekolte mi? Modelleri dar mı? Vücut hatlarınız belli oluyor mu? Aile dışı erkeklerle konuşurken acaba biraz fazla samimi mi davranıyorsunuz? Acaba oturuş şekliniz nasıl? Bir erkek eşini çok sevdiği halde bu gibi durumlarda kıskançlık duyabilir, tedirgin olabilir. Bu sadece o erkeğin eşine olan sevgisini, saygısını, ilgisini gösterir. Bu gibi durumlarda hemen negatif yorumlara gitmemek gerekir. Ama kendi üzerinizdeki bu gözlemleriniz mümkün olduğu kadar objektif olsun. Nalıncı keseri gibi kendi tarafınıza yontmayın. Tam bir tarafsızlıkla ve sükunetle olayları gözden geçirin. Bunun dışında kıskançlık gösterileri varsa onların nedenlerini öğrenmeye çalışın. Kıymetli yavrum, benim bu konuda söyleyeceklerim bu kadar. Önce bu konuları etüd et, bana bildir. Yabancı ülke sorusunu sonra düşünelim. Yeni maillerini bekliyor, selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Sabri Tandoğan  ... Devamı

25 06 2007

Sevilmek, sayılmak için, güzel kabul görmek için-soru cevap

Sayın büyüğüm iyi günler dilerim, Efendim, sizi kısa bir süre önce sorulara verdiğiniz güzel ve yerinde cevaplarla tanımak imkanına kavuştum. Sayın büyüğüm, benim de cevabını bir türlü veremediğim bir sorum var, onu size yöneltmek isterim. Ben üniversitede mühendislik eğitimimi yeni tamamladım. Mezuniyet ortalamam da sınıf ortalamasının üzerinde. Bir kaç yere iş için başvurdum, mülakata çağırdılar. Ancak hiçbirisinden kabul edilmedim. Şu anda başarı olarak benden daha iyi durumda olmayan bazı arkadaşlarım ise işe çoktan başladılar. Ben karakter olarak biraz da olsa sessiz, içe dönük bir gencim. İş görüşmelerine giderken de hep bir sınava tabi tutulacağım korkusuyla gidiyorum elimde olmadan. Ne yaptıysam bu korkumu da yenemiyorum. Hele şimdi birkaç yerden kabul alamayınca nasıl davranmak gerek hiç bilemiyorum. Bana bir yol gösterirseniz çok memnun kalacağım. Ellerinizden öpüyor, saygılarımı sunuyorum. Hoşçakalın...   Yunus     Sayın Yunus, 23.6.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, önce hayatta en önemli olay insanı tanıyabilmek. Sizin iş görüşmelerinizde de sonucun başarısız olması bununla ilgili. Siz, iş görüşmelerinize giderken bir ön yargıyla yola çıkıyorsunuz. Çok yanlış. Şimdi diyorsunuz bunlar bana çeşitli sorular soracaklar, beni bir nevi imtihana tabi tutacaklar. Giderken yüzünüz asılıyor, bir gerilim içine giriyorsunuz. Bunun neticesi sizden eksi elektrik çıkıyor. Kapıdan içeri girdiğiniz zaman yüzünüzde eksi bir ifade, tavırlarınızda bir neşesizlik, tatsızlık. Ve kendisinden eksi elektrik çıkan bir kimse pek tabiidir ki o kapıdan güleryüzle çıkamaz. Bu sadece iş ilişkilerinde değil, sosyal ilişkilerde, aşk ilişkilerinde de böyledir. Hiçbir kız negatif düşünceler içinde eksi elektrik çıkaran, yüzü asık, tatsız, tuzsuz, neşesiz bir erkeğe yüz vermez. Gelin işten önce bu tavrımızı değiştirelim. Yüzümüzde pırıl pırıl bir ifade, dudaklarımızda tatlı, huzurlu bir tebessüm olsun. Kıyafetimize dikkat edelim. Canlı ve dinamik olalım... Devamı

21 06 2007

Hat sanatının güzelliği

  Kaynak: www.gonulsohbetleri.net sitesinde Danıştay 2. Daire Emekli Üyesi Sayın Sabri Tandoğan'a gönderilen bir yazıdan alınmıştır.   Okuyucu mektubu: Saygıdeğer Büyüğüm hürmetle ellerinizden öpüyorum.Tüm gönül dostlarına sevgi ve saygılar sunuyorum.Efendim hatla ilgili okuduğum bu yazıyı paylaşmak istiyorum. Sonsuz sevgi ve saygılarımla...   Hat sanatının ruhunda ne yatar? Bu sanat Kur’an, bu sanat Peygamber Efendimizin hayatı, bütün tasavvuf ehlinin saygı duyduğu, tabi olduğu bir güzelliklerin icrasıdır. Rızkında anahtarıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz “Size güzel yazıyı tavsiye ederim. Güzel yazı rızkın anahtarıdır” diyerek ashabına güzel yazının hikmetini anlatmıştır. Evlerde Hilye-i Şerife nazar ayeti bulunur. Kelimeyi tevhit bulunur. Laleli’de ki eski Hava Kurumu binasının çatısının önünde “Ya Hafız” (hıfz eden, koruyan) yazan yazılar vardı. Bunlar sigortasıydı bu binaların. Bir gün Fransızlar gelip bu yazıların ne ifade ettiğini soruyor. Diyorlar ki “Efendim onlar bizim sigorta şirketinin amblemleridir” Osmanlı her yere Allah’ın ayetlerini, esmalarını uygulamış. Hilye-i Şerife, Peygamber Efendimizin fiziki vasıflarını anlatır. Eski hattatlarında tarihte yaşamış sanatçıların hayatlarını okuduğunuz zaman Cenabı Haktan sipariş alıyoruz, yine Cenabı Hakka siparişimizi arz ediyoruz derler. Hattat Yusuf Sezer.       Sayın Sabri Tandoğan'ın aynı sitede yer alan yorumu:   Kıymetli yavrum, hat sanatı konusunda inanılmaz güzellikteki mailini aldım. Kısa ve özlü olarak hat sanatı o kadar güzel anlatılıyor ki keşke yedi milyar insan kardeşimizin hepsine bu yazıyı okutabilsek. Bunu lütfedip gönderdiğin için çok teşekkür ederim. Allah razı olsun. Hat san’atında usta olan bütün büyük sanatçıların ruhuna Allah rahmet etsin. Yıllarca önce bir gün Picasso’yu Kuzey Afrika’da bir hat sanatı sergisine götürürler. Picasso daha kapıdan irer girmez ürpe... Devamı

21 06 2007

Psikolojik bunalımdan kurtulma

Sayın hocam bir kaç aydır internet sitenizi takib ediyorum. Size karşı içimde derin muhabbet oluştu. Yazılarınızı takip ediyorum. Hocam benim bir problemim var. Şu an da 30 yaşındayım. 15 yıldır Obsesif-Kompulsif kişilik bozukluğu ve Major depresif bozukluk hastasıyım. Yorgunluk huzursuzluk, tedirginlik , korku atakları yaşıyorum. Sürekli fizyolojik problemler yaşıyorum. Saç dökülmesi, cilt bozukluğu, sindirim sistemi bozukluğu vs.Zaman zaman çok bunalıyorum. Ölmeyi istediğim anlar oluyor. Çok doktora gittim. Sonuç alamadım. Küçüklüğümden beri namaz kılarım.Tasavuf, din kitapları okurum. Dine çok meraklıyım. Geçenlerde annem ve babam bir hocaya gitmişler, o hocada artık neye bakmışsa çok derine daldığımı bu yüzden rahatsızlandığımı söylemişler. Doğru da olabilir. 15 yaşımdan beri sürekli okurum. Ancak imanım sayesinde intihar gibi girişimlerden uzak durdum. Acaba bu rahatsızlık benim Cenab-ı Allaha karşı bir kusurumdan dolayı mı oldu. Ben lanetli miyim. Birde çok hassas bir yapım var. Nerde bir ihtiyaç sahibi görsem yardım ediyorum. Bu yüzden para tutamıyorum. Çevremdeki insanlar çok saf olduğumu söylüyorlar. Bana gülüyorlar. Hocam Allah beni bu rahatsızlıkla deniyor değil mi? Morale çok ihtiyacım var. Kendimden çok başkaları için dua ediyorum. Perişan bir haldeyim. Sürekli sıkıntı gerginlik yorgunluk hayata yabancılaşma hissi. Bir de bazen  bazen havada küçük ışık parıltıları görüyorum. Tavsiyelerinize ihtiyacım var. Ne olur benim için dua edin. Saygılarımı sunuyor, ellerinizden öpüyorum.   Kaynak: www.gonulsohbetleri.net sitesinde Danıştay 2. Daire Emekli Üyesi Sayın Sabri Tandoğan'a sorulan bir sorudan alınmıştır.     Sayın Sabri Tandoğan'ın aynı sitede yer alan cevabı:   Kıymetli yavrum, seninle ilgisi olmayan ama adı doktora çıkmış geri zekalı, bazı şaşkınların sana izafe ettikleri bir sürü hastalık ismini okuyunca Allah Allah dedim, bunlar Fenerbahçe’nin yeni transferle... Devamı

21 06 2007

Kadınlar ne ister? Bir soru ve cevabı

Sayın Sabri Tandoğan'a sorulan bir soru ve cevabı (www.gonulsohbetleri.net sitesinden alınmıştır)   Soru:   Sayın Hocam İyi Günler, Efendim yazılarınız ve sorulara cevaplarınız için öncelikle çok teşekkür ederim. Benim de size sormak istediğim bir sorum olacak. Efendim, eşimle aramızda bir türlü halledemediğimiz bir durum var, eşim çalışan bir hanım, ancak gerek akşamları ve gerekse hafta sonları hep hanım arkadaşları ile toplantılar tertipleyerek katılmak istiyor. Bazan da arkadaşlarını eve misafir ederek birçok ikram eşliğinde sohbetler ediliyor. Bazan da ailesini ziyarete giderek kalıyor. Bu durumda çocuklar da ben de çok fazla ihmal ediliyoruz. Bu konuyu eşime ne zaman açsam ya konuyu hemen kapatıyor, ya da tartışma başlatıyor. Sizce bir hanım evine ve eşine ayıracağı zamanı nasıl ayarlamalıdır, bu konuda ölçüsü ne olmalıdır?   Cevabınızı bir rehber kabul edeceğimiz için şimdiden çok teşekkürler ediyor, saygılarımı sunuyorum. Hayırlı günler efendim. Hakkı Aydın       Cevap:   Sayın Hakkı Aydın, 11.6.2007 tarihli mailinizi aldım. Efendim, mailinizde bahis konusu ettiğiniz durumdan sade siz değil, birçok kimse de şikayetçi. Yalnız burada çok hassas, çok ince bir nokta var. Acaba bu bazı hanımların gezmeye fazla düşkün olmalarının altında yatan gizli gerçek nedir? Acaba bir kadın gerek akşamları, gerek hafta sonları eşiyle beraber tatlı, uyumlu, güzel zamanlar geçirse yine o kadar gezmeye meraklı olur mu? Hiç sanmıyorum. Burada ben erkeklerin de görevleri olduğu kanısındayım. Bakın Hakkı Bey, hemen kızmayın, darılıp gücenmeyin, olaya sükunetle, objektif olarak bakalım. Hangi sebeple olursa olsun eğer bir kadın eşiyle dialog kuramıyorsa, tatlı tatlı oturup sohbet edemiyorsa, beraber bir güzelliği paylaşamıyorsa, birlikte olmanın zevkini, heyecanını yudum yudum tadamıyorsa o kadının elbette gözü gezmede olacak. Çünkü hayatta herkes mutlu olmak ister, huzur içinde yaşamak ister, değişik güzellikleri tatmak ist... Devamı

14 06 2007

İnsan ve San'at

  Gittikçe yayılan bir hastalık var çevremizde, şikâyet hasta­lığı... İnsanlar görüyoruz; sıkıntılı, bunalımlı, yüzünden düşen bin parça. Ağızlarını açar açmaz, sanki cehennemin kapısı açıl­mış gibi alevler saçıyorlar. Hep şikâyet, hep şikâyet... Acı, zehir gibi acı sözler. Herkesi, her şeyi eleştiriyorlar. Onlara kalırsa hiç iyi, temiz, güzel insan kalmadı. Sanki kırık bir plâk gibi hep aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Hayata o kadar dar, o kadar küçük bir açı­dan bakıyorlar ki... Önyargıları, kalıplaşmış fikirleri, karanlık ba­kışları, hayatın korkunç güzelliğini, ihtişamını görmelerine engel oluyor. Çünkü kendilerini bilmiyorlar. Tanımıyorlar. Yunus’un “Bir siz dahi sizde bulun, benim bende bulduğumu” düşün­cesinden, inancından haberleri yok. Boşuna mı demiş koca Yunus “Seni deli eden şey yine sendedir sende” diye. Çünkü âlem nimetlerle dolu bir bağ olsa, fare ve yılan yine toprak yiyor. Tahtanın içinde kurt, “kimin böyle güzel helvası var” diyor. Ne olur şu dar, şu sınırlı çerçevelerden, önyargılardan kurtulabil­sek... Yaşama, doğaya daha özgür, daha bağımsız bakabil­sek... Genelde Türk toplumunda sevgisizliğe doğru bir gidiş gö­rünüyor, bundan üzüntü duyuyorum. İnsanların bir kısmı birbir­lerine karşı son derece katı, neredeyse vahşice davranıyorlar. Bu sevgisizlik yabancılaşmaya doğru gidiyor. Edep, zarafet, incelik, nezaket, saygı hak getire. Ama bu insanların unuttukları bir husus var. İnsanı insan eden yine insandır. İnsan ilişkileri uy­garca, insanca, efendice bir düzeye gelmeden, insan ne kendi iç dünyasında, ne de toplumda mutlu, huzurlu, güzel bir yaşama ulaşabilir.Her mizaç, her yaratılış varlığa başka bir zaviyeden bakar. Hayatı güzel, esrarlı, cazip kılan biraz da bu farklılıkları değil midir? Yunus’da “Her biri ile bile olmak” diye bir düşünce, bir kavram vardır. Hayat, biraz da bu değişik bakış açısıyla, değişik görüşler ve yorumlarla anlam kazanmı... Devamı

13 06 2007

Fal hakkında bir soru ve cevabı

www.gonulsohbetleri.net sitesinden alınmıştır:   Sayın Hocam, Hanım günlerinde kendi aralarında kahve falı bakmak ve baktırmak günah mıdır? Bazan fala inanma, falsız da yola çıkma deniyor. Bu söylemlerin doğruluk payı olabilir mi? Nezaket   Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı:   Sayın Nezaket Hanım,   12.6.2007 tarihli mailinizi aldım.   Kıymetli yavrum, Peygamber Efendimiz’in “Fala bakan da, baktıran da bizden değildir” Hadis-i Şerifi karşısında pek tabiidir ki bizlere söyleyecek söz kalmaz. Yapılacak iş emre uymaktır. Bu fal işi eski çağlardan günümüze gelen kör bir inançtır, hurafedir, asılsızdır, İslama aykırı bir iştir. Kendilerine para, sosyal nüfuz, itibar sağlamak isteyen birtakım inanç ve şahsiyet yoksulu insanlar bu yola tevessül etmektedir. Ne yazık ki aklı başında olması gereken bazı kimseler bu oyunlar kapılmakta, hem paralarını, hem de sinir sistemlerini, hem de kendi morallerini yaralamaktdırlar. Yıllarca önceydi, bir komşumuz dinlenmek için pencerenin önüne oturuyor. Sokaktan bir falcı kadın geçiyor. Eve çağırıyor, falını baktırıyor. Falcı kadın, kocasının esmer bir sevgilisi olduğunu, kendisine ihanet ettiğini söylüyor. Zavallı kadının bütün dünya başına yıkılıyor. Hayata küsüyor, kocasına darılıyor ve bir süre bu durum devam ediyor. İş uzuyor, uzuyor, ayrılığa kadar gidiyor. Sonra kadın merakını yenemeyip özel bir dedektif tutuyor, boşandığı kocasını takip ettiriyor. Tahkikat sonunda adamın dürüst, temiz, efendi bir insan olduğu ortaya çıkıyor. Kadın pişman oluyor, kocasına tekrar geri dönmek istiyor. Ama adam kabul etmiyor. “Yeniden bir falcı kadının camın önünden geçmeyeceği ne malum” diyor. Ve kadın gözyaşları içinde kalıyor.   Nezaket Hanım, bu fal çok pis, çok iğrenç, çok akılsızca bir iş. Yol yakınken dönmenizi dilerim.   Selam, sevgi ve saygı ile.   Sabri Tandoğan... Devamı

12 06 2007

Muhteşem Hazine

  Danıştay Emekli üyesi Sayın Sabri Tandoğan'ın www.gonulsohbetleri.net sitesine gelen bir mail ve cevabı:     Çok değerli büyüğüm, Peygamber  Efendimiz, geceleri mübarek ayakları şişinceye kadar uzun namaz kılarmış. Durumdan müteessir olan Hz Ayşe : -Ey Allah'ın resûlü, geçmiş ve gelecek bütün günahların bağışlandığı halde niçin böyle zahmet ediyorsun?" diye sorunca,  Peygamber Efendimiz:  -Ey Ayşe, Rabbime çok şükreden bir kul olmayayım mı?" karşılığını vermiştir.   Bu, şüphesiz hepimizin çok dersler çıkarması gereken bir cevap.   Yüce Allah Kuran'da şöyle buyurmaktadır: And olsun ki şükrederseniz elbette size verdiğim nimeti artırırım ,eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çetindir. Eğer şükrettiyseniz ve iman ettiyseniz Allah size azabı ne yapar? Allah, karşılığını en güzel verendir ve en iyi bilendir.    Şükür verilen nimetlere karşı sadece dil ile hamd etmek değildir. Şükür bütün günahlardan kaçınmak ve tüm hayatımızı İslam'a göre  yaşamaktır. Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek,O'nun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Şükür  yalnız Allah'a güvenmek ve O'na dayanmaktır. Şükür sıkıntılara ve belalara sabredebilmek ve her an Allah'ı anmaktır.   İsa peygamber bir gün ağacın altında dua eden birini görmüş. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anlar.Adamın iki gözü de görmüyor,vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyormuş. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyormuş: – Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!.. Hazreti İsa kötürüm adama yaklaşır: –Ayağın yürümüyor,gözün görmüyor,bedenin de sıhhatli gö... Devamı

11 06 2007

İnanmak ve Başarmak

Danıştay Emekli Üyesi Sayın Sabri Tandoğan'a sorulan bir soru ve cevabı:   Sayın Büyüğüm, İnşallah ben de bu hafta sonu ÖSS’ye gireceğim. Ancak bir sorunum, daha doğrusu beni tedirgin eden bir durum var. Ailem bana hep sınavdaki başarım konusunda olumsuz yaklaşıyor. Senin elin ağır, bakalım ne yapacaksın diyorlar. Zaten genel olarak da bana hep bu şekilde yaklaşıyorlar. Biraz ağır hareket ediyor olmam nedeniyle beni sürekli eleştiriyorlar. Ben bu sınavlara ilk defa gireceğim ve kendi çabalarımla hazırlandım, dersaneye gitmedim. Ama çözdüğüm testlerde başarım aslinda iyi. Yani çok yüksek puanlı olmasa da bir yerlere girebilirim diye umuyorum. Ancak üzerimdeki bu baskı beni çok etkiliyor. Bunu nasıl aşabilirim? Sonsuz sevgiler, saygılar... Ayşegül     Cevap:   Sayın Ayşegül Hanım, 11.6.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, ailenin sana karşı davranışı doğru değil. Kabul. Ama onların sözlerinin aşırı derecede etkisi altında kalman da doğru değil. Bir kere İslamın ve hayatın kurallarına göre ailenizin davranışı uygun değil. Yüce Resulümüz bir Hadis-i Şerifinde “Ya hayır söyle, yahut sus” diyor. Bütün psikolojik eserler bize pozitif düşünmeyi, pozitif konuşmayı gösteriyor. Bir kere bir insanın davranışları neden ağır, bunun gerek fizyolojik, gerek psikolojik nedenleri araştırıldı mı? Bunları bilmeden ulu orta bir insana sen ağırsın diye hücuma kalkmak ne dereceye kadar hakkaniyetle bağdaşır? Bu arada unutulmaması gereken bir husus daha var: En yakınlarımız bile olsa başkalarının sözlerinden bize ne? Kem söz sahibine aittir deyip işin içinden çıkmalıyız. Peygamber Efendimiz ne kadar haksız sözlere maruz kaldı. Hiç sesini çıkarmadı, onlara uymadı. Kendi mukaddes görevine devam etti. Bu bütün büyük insanlar için böyledir. Atatürk, İstiklal mücadelesine giriştiği zaman ne parası, pulu, ne malı, mülkü, ne ünvanı, rütbesi vardı. Ama içindeki büyük vatan aşkıyla karşılaştığı bütün olumsuz durumları yendi. Sad... Devamı

06 06 2007

Zararlı sevgi

Danıştay ikinci daire emekli üyesi Sayın Sabri Tandoğan'a sorulan bir soru(www.gonulsohbetleri.net sitesi, Sizden Gelenler bölümünden alınmıştır):   Efendim merhaba,   İnşallah sağlık ve afiyetler içindesinizdir. Ben de sitenizi bir süredir izliyor ve çok yararlanıyorum. Sizin uzun bir birikime dayanan bilgi ve tecrübelerinizi bizimle paylaşmanız bizler için ne kadar büyük bir nimet. Efendim, ben de size bir süredir içinden çıkamadığım bir problemimi açmaya karar verdim. Ben bundan beş yıl kadar önce birsiyle tanıştım. Birçok genç hanımın da kendisinden hoşlanması muhtemel birisiydi. Birbirimizden hoşlandığımızı farkettim, öyle de oldu. Ancak daha sonra onun evli olduğunu öğrendim. Bana karşı olan tavırlarından benimle evlenmeyi düşünebileceğini sezdirerek bu duygusal yakınlığın sürmesini bir şekilde temin ediyor. Eşinden ayrılmayı düşünüyormuş. Ancak hala kesin bir karara da varmış değil. Bazan da bana uzak davranıyor. Sonra yine bana ilgi duyduğunu belirtecek şekilde davranıyor, konuşuyor. Ben bu durumda kafamı bir tarafa toparlayarak net bir karar alamıyorum. Ama bu durum beni artık rahatsız etmeye başladı. Ancak ne yaparsam yapayım artık onu görmeden yapamazmışım gibi geliyor ve beklemeyi tercih ediyorum. Aramızda olaylara bakış ve değer yargılarımız yönünden de önemli farklar var, bunu da biliyorum. Bu konuda zaman zaman bir karar almayı denedim ama başramadım. Siz bana bu konuda neler tavsiye edersiniz? Bir genç hanım olarak oyalandığımı düşünüyorum ama bir taraftan da belki zamanla sorunlar hallolur diye de düşünmekten kendimi alamıyorum. Yardımınız ve herşey için tekrar sonsuz teşekkürler. Emine     Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı:     Sayın Emine Hanım, 4.6.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, mailini okuduktan sonra çok üzüldüm. Çünkü sen, oyuna getiriliyorsun. Ya bunun farkında değilsin, ya da bir türlü farkında olmak istemiyorsun. Mektubundaki ifadenden senin kültürlü bir hanım olduğun anlaşılı... Devamı

17 06 2007

Üniversite sınavı ÖSS'ye gireceklere tavsiyeler

Danıştay ikinci daire emekli üyesi Sayın Sabri Tandoğan'a sorulan bir soru(www.gonulsohbetleri.net sitesi, Sizden Gelenler bölümünden alınmıştır):   Soru: Sayın Büyüğüm merhabalar, Ben şu anda üniversite sınavlarına hazırlanıyorum. Siz de biliyorsunuz sınavlara çok az bir zaman kaldı. Ben elimden geldiği kadar iyi bir şekilde hazırlanmaya çalıştım, çalışıyorum ama yine de bu günlerde iyice heyecanlanmaya başladım. Bu sınav bizler için çok önemli. Bu nedenle biraz da korkuyorum. Sizden ricam bizlere sınav öncesi bu dönemde önerilerde bulunmanız. Ellerinizden öpüyorum, hayırlı günler... Emel   Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı:   Sayın Emel Hanım, 5.6.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, heyecan insan hayatında çok önemli bir faktör. Ama herşey gibi o da kullanmaya bağlı. Bazı kimseler gereksiz heyecanlarla kazanacakları işi kaybediyorlar. Sınavlar da buna dahil. Hiçbir faydası ve gereği yok sınav sırasında. Hatta bilakis beynin fonksiyonlarını gereği gibi yapmasına engel de olabiliyor. O nedenle mümkün olduğu kadar sakin, rahat, soğukkanlı olabilmek önemli. Sınava girerken gusül abdesti almak, sınavın hayırlı olması için teberrüken iki rekat namaz kılmak ve "Allah’ım hakkımda ne hayırlıysa o olsun" demek de çok önemli. Bir yerde işi Allah’a bırakmak insana büyük güç veriyor. Benim talebelik hayatım hep başarılı oldu. Hangi sınava girersem gayet sakin, gayet rahat girer, sınav kapısından girerken "Allah’ım hakkımda ne hayırlıysa bana onu göster" derdim. Bu bana bir rahatlık, bir yumuşaklık, bir ferahlık verirdi. Sınav kapısında beklerken bazı arkadaşlar harıl harıl kitap sayfaları çevirirken benim cebimde bir şiir kitabı olurdu. Onu çıkarır okurdum. Son anda kitap sayfası çevirmenin kafayı büsbütün karıştıracağı inancında idim. Şükürler olsun, başarısız olduğum hiçbir sınav olmadı. Çünkü içeriye temiz bir kıyafetle, güleryüzle, edepli, saygılı bir şekilde giriyordum. Ve sanırım o halimle daha girerken ... Devamı

02 06 2007

En Adi İnsanlar İkiyüzlü Olanlardır (Bir Soruya Cevap)

Danıştay Emekli Üyesi Sayın Sabri Tandoğan'a sorulan soru (2.6.2007):   Sayın hocam iyi günler, Ben bir üniversitede öğrenciyim. Bundan iki yıl kadar önce bir kızla tanıştım. Ona kendimi bir hayli kaptırdım çok kısa sürede. Ancak o bana tam olarak kesin bir niyet belirtmedi. Bir süredir de başka birisiyle arkadaşlık ediyor, ama benimle de ilgisini kesmiyor. Bazan çok bunaldığı zaman beni görmek, dertleşmek istiyor. Bu da bana yeni bir ümit veriyor ama kesin olarak da bir söz veremiyor. Bu durumda kafam hep bu konuya takılıyor, ne onu unutabiliyorum, ne de tam olarak bu ilişkiyi sürdürebiliyoruz. Bu tabi derslerimi de çok etkiliyor. Bana ne tavsiye edersiniz? Saygılarımla.   Devrim Özgür     Sayın Sabri Tandoğan'ın Cevabı (www.gonulsohbetleri.net sitesi, "Sizden Gelenler" bölümü):     Sayın Devrim Özgür, 2.6.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, yapacağın tek şey var. Bu kızla derhal alakanı kesmek. Bu kız, seni yedek parça yerine koymuş, parmağında oynatıyor. Senin ona duyduğun duygu, aşk filan değil, düpedüz seksle ilgili adi, aşağılık bir duygu. Derhal, bu duruma son vermezsen bu ikiyüzlü insan kene gibi senin şahsiyetini yok eder. Karar senin. Yarın evlenirsen, hiç şüphen olmasın (alışmış, kudurmuştan beterdir) bu kız sana feci şekilde ihanet eder. Artık karar senin. Sabri Tandoğan ... Devamı

01 06 2007

Dinleme Sanatı

Dinleme sanatı üzerine bir yazı ve yorumu     Dostluğun vazgeçilmez unsuru olan sohbet, sevgi ve erdem merkezli bir iletişim biçimidir. Dost bir yürekten çıkan sözler, karşı yürekte güzel yankılar uyandırır. En güzel anlarımız dost meclislerinde sohbetle demlenir. Sohbet edebilmenin üç ana unsuru var. Sohbet mekânı, sohbet erbabı, sevgi. Mekân sohbet etmenin fiziksel şartlarına uygun sessiz, rahat oturulabilen, gözü rahatsız etmeyen bir sadelik ve güzellikte olmalıdır. Sohbet edenlerin, hoşgörülü, sevgi dolu, duygudaşlık kurabilen, yeni fikirlere açık ve kendini sürekli yenileyen, erdemli kişilerden olması sohbetin derinliğini sağlar. Sohbette dostların konuşması kadar dinlemesi de önemlidir. Esasında konuşma ve dinleme yapışık kardeşler gibidir. Birbirinden ayrılmaz. İyi bir konuşmacı aynı zamanda iyi bir dinlemecidir. Sadece konuşan ve ama dinlemeyen kişinin konuşması da dinlenmez. Dinleme, konuşma biçimine göre değişiklik arz eder. Konferans dinleme, ders dinleme, nutuk dinleme, sohbette dinleme gibi. Bizim yazı konumuz sadece sohbetlerde dinlemeye ilişkindir. Dinleme sadece işitme değildir. Dinleme kulaklara aklın ve gönlün iştirak etmesidir. Dinlemek, iletilerin alınmasında etkin bir süreçtir. Dinlemek; algılamak, duyumsamak, özümlemek süreçlerini de içerir. Dinlemek, sevginin artmasında, dostluğun geliştirilmesinde, yeni fikir üretilmesinde önemli rol oynar. Dinlemek,  hem bilgili olmayı hem de gayret ve güç sarf etmeyi gerektirir. Dinlemek bu bakımdan zordur, yorucudur. Dinlemek büyük insanların özelliklerindendir. Bundan olsa gerek, Goethe “Konuşmak bir gereksinim, dinlemek ise bir sanattır.” demiş. Sokrat’tan ders almak isteyen bir öğrenciden, ders ücreti olarak hatırı sayılır bir meblağ talep etmiş. Öğrenci “Ben bu kadar paraya 2-3 tane hoca tutabilirim.” deyince, Sokrat bu kez “İyi ama evladım ben bu paraya bir konuşmasını bir de dinlemesini öğreteceğim.” demiş. Gönül s... Devamı

29 05 2007

Edep ve İncelik

Gönül Sohbetleri                                                      Sabri Tandoğan   EDEP VE İNCELİK   Mevlana, “Edep, aklın dıştan görünüşüdür” diyor. Kırk yıldır bu tarifi düşünüyorum. Beni ürpertiyor. Edep kavramı üzerinde derinleştikçe karşımıza yepyeni alemler çıkıyor. Bazan hayatın en önemli olayı nedir diye düşündüğümde yine edep çıkıyor karşıma. Hayatı güzelleştiren, aile hayatında olsun, meslek hayatında olsun, toplumsal hayatta olsun hep karşımıza çıkan, bizi mutlu eden veya mutsuz eden bir durum değil midir? Bazan edepsizce söylenen bir söz veya davranış karşı tarafı ebediyyen mutsuz edebilir. Hepimizin en az ekmek kadar, su kadar muhtaç olduğumuz bir özelliktir, edep. Hayatın, varoluşun vazgeçilmez unsuru... Beş yaşında bir çocuktum. Rahmetli annem, “Oğlum, bakkal Hacı Efendiye git, bir kibrit al” dedi. Gittim. Dükkandan içeri girdim. “Hacı Amca” dedim, “bir kibrit verir misin?”. Bakkal Hacı Amcanın kaşları çatılmıştı. “Vermem” dedi, sebebini sordum, “Sen”, dedi, “dükkandan içeri girerken selam vermedin. Selam vermeyene kibrit de yok”. Utancımdan kıpkırmızı olmuştum. Özür diledim. Ne yapabileceğimi sordum. “Şimdi çık” dedi, “biraz dolaş, dükkana yeniden gel. Kapıdan girerken selam ver”. Dediklerini yaptım, bakkal Hacı Efendi kibriti uzattı, yalnız kibritin yanında bir de çukulata vardı. Aldım, teşekkür ettim. “Bu” dedi, “selam vererek girmenin mükafatı”. Olayı ömür boyu unutmadım. Ne zaman bir dükkana, bir iş yerine, bir eve girsem aklıma Hacı Efendinin sözü gelir. Edep, hayata, yaşamaya, varoluşa renk veren, ışık veren, güzellik veren harikula... Devamı

23 05 2007

Sarsılan Aile Yapımız

     Senelerce... Senelerce evveldi. Genç bir ortaokul öğrencisiydim. Türkçe hocamız Cemile Aytaç Hanımefendi idi. Cemile Aytaç, Türkçe’ye aşık, Reşat Nuri’yi çok seven bir kimse idi. Çantasından Reşat Nuri’nin kitapları eksik olmazdı. Bir gün matematikten yazılı olduk. Ertesi ders Türkçe idi. Hocamız sınıfa girdi. İmzalamak için deftere baktı. “Çocuklar”, dedi. “Matematikten yazılı geçirmişsiniz. Yorulmuşsunuzdur. Ben size Reşat Nuri’nin bir kitabını okuyayım.” dedi. Çantasından kitabı çıkardı, okumaya başladı. Türkçe’nin güzelliği, ihtişamı bir pınar suyu gibi hocamızın dudaklarından dökülüyordu. Kitabı çok sevdik. Sonraki yıllarda onu tekrar tekrar okudum. Kitapta, Türk ailesindeki sarsıntı ve yıkılış anlatılıyordu. Aradan yıllar geçti. Gördüklerim, şahit olduklarım, işittiklerim, okuduklarım bana hep “Yaprak Dökümü”nü hatırlattı.      Ne yazık ki günümüzde bu yaprak dökümü daha büyük boyutlar kazandı. Her gün gördüklerimize, işittiklerimize inanamaz olduk. Hayretler içinde kalıyoruz. Şaşırıyoruz. Ne söyleyeceğimizi bilemiyoruz. Hayat, yaşamak, bir güzel, bir hoş, muhteşem bir olay iken, elbirliğiyle onu cehenneme çevirmek için, elimizden geleni yapıyoruz. Bazı kimseler çocuklara ve gençlere yükleniyorlar. “Efendim”, diyorlar, başlıyorlar sıralamaya. Hepimizin bildiği malum sözler, malum görüntüler. Ama bunları yaparken bir şeyi unutuyoruz. O çocuğun içinde bulunduğu şartları, hususları göz önünde bulundurmuyoruz. Peygamber Efendimiz bir Hadis-i Şerifinde; “Her doğan çocuk İslam fıtratı üzere doğar.” diyor. İnsanları iyiye veya kötüye götüren, içinde bulunduğu şartlardır. O melekler gibi tertemiz, dupduru, pırıl pırıl doğan çocuğu, okul, aile, toplum üçlüsü elele veriyor, o meleği bir şeytana, bir canavara çevirmek için elinden geleni yapıyor.      Geçen Pazar günü İstanbul̵... Devamı

20 05 2007

Rainer Maria Rilke III

Rilke, ömrü boyunca mânen ve maddeten temiz bir hayat yaşadı. Kibardı, zarifti. Sessizliği ve yalnızlığı severdi. Çok gü­zel konuşur; basit, önemsiz bir konu bile, onun dilinde yepyeni boyutlar kazanırdı. Onu dinlemenin tadına doyulmazdı. Son derece titiz, dikkâtli bir insandı. Yazdığı yazılarda, mürekkebin renginden, harflerin güzelliğine, satırların düzgün oluşundan, kâğıdın kalitesine kadar her şeye dikkât ederdi. Bir kelimeyi bile değiştirse, derhal o sayfayı yeniden temize çekerdi. Giysileri, göze batmaz fakat her zaman temiz, zarif ve bakımlı olurdu. Konuşurken kullanacağı kelimelere bile çok dikkât ederdi. En basit bir yerde bile otursa, vazosuna koyacağı renkli bir çiçek, duvara asacağı güzel bir tablo ile derhal kişiliğinin damgasını vururdu oraya... O kadar dikkâtli, her şeye, bilhassa güzelliğe karşı o kadar duyarlı idi ki, yoldan yürürken gördüğü güzel bir tabelaya bile hayranlıkla bakardı. Bazen bir hayvanın, bazen bir çiçeğin önünde saatlerce durup onu incelemekten, ondaki gü­zelliği yaşamaktan yorulmazdı. Gösterişten, ünden daima kaçtı. Dergilerde resimlerinin ba­sılmasını istemezdi. Halbuki yakından incelenirse, insanı etkile­yen bir güzelliği vardı. Kendine bir kitap ödünç verildiğinde, bunu ipek bir kâğıda sarıp, yanına bir çiçek, ya da kendine özgü birkaç söz katarak iade ederdi. Kimseyi kırmadı, kimseye kırılmadı. Mütevazı idi. Yavaş sesle ve az konuşurdu. Dedikodu yapmazdı. Lüzumsuz söz söylemezdi. Daima müspet ve hayırlı konuşur, yoksa susardı. Yalan söylemez, gösterişten hoşlanmazdı. Eşyanın hakikatini görebilmek için çırpınırdı. Düzenli yaşar, lüksten kaçardı. Çalış­ma masası her zaman intizamlı idi. Yazı masasının üstünde kurşun kalemleri, yazı kalemleri dümdüz sıralanmış olarak, boş kâğıtlar da tam bir dikdörtgen biçiminde dururdu. Asil kalbi, ottan Allah’a kadar bütün varlığa karşı sevgi ve saygı ile do­luydu. Hiçbir konuda yüzeyde kalmayı sevmezdi. Olanaklarının elverdiği ölçüde, gerçeğe varmaya çalı... Devamı

20 05 2007

Rainer Maria Rilke II

  Rainer Maria Rilke (devamı): (www.gonulsohbetleri.net, kitapları, cilt 6) “Mısralarınızın iyi olup olmadığını soruyorsunuz. Bunu bana soruyorsunuz. Benden önce de başkalarına sordunuz. Onları dergilere gönderiyorsunuz. Başka şiirlerle karşılaştırıyorsunuz. Yazı Kurulları bu denemelerinizi beğenmeyince de canınız sıkılıyor. Peki öyleyse (değil mi ki öğüt vermemi istediniz) size yalvarırım, bütün bunlardan vazgeçin. Siz dışa bakıyorsunuz ve işte asıl bunu yapmamalısınız. Size hiç kimse öğüt veremez, hiç kimse de bir yardımda bulunamaz. Yalnız bir tek yol vardır: İçinize dönün. Size yaz diyen nedeni araştırın. Kökleri, yüre­ğinizin en derinliklerinde dal budak salıyor mu, buna bakın. Yazmanız yasak edilince, artık yaşayamayacak mısınız? Bunu söyleyin. En çok da gecenin en sessiz bir anında, yazmalı mıyım diye kendi kendinize sorun. Buna içinizin derinliklerinden bir karşılık çıkarmaya bakın. Eğer bu karşılık “evet” diyorsa, bu ağırbaşlı soruya, bütün gücünüzle, sadece yazmalıyım diye­biliyorsanız, o zaman yaşamınızı bu ihtiyacınıza göre kurun. O zaman da ilk insanlar gibi, gördüğünüzü, yaşadığınızı, sevdi­ğinizi ve yitirdiğinizi söylemeye çalışın. Aşk şiirleri yazmayın. Her şeyden önce de, bilinen, hiçbir özelliği bulunmayan bi­çimlerden kaçının. Bunlar en güç olanlardır; çünkü bol bol var­dır, sonra da iyileri, hem de çoğu parlak olanların yanında, öz yaratıcılık için büyük, olgun bir güç ister. Bunun için genel konulardan kaçının ve günlük hayatınızdan gelen konulara sı­ğının. Acılarınızı, isteklerinizi, aklınızdan geçenleri ve herhangi bir güzelliğe karşı olan inancınızı anlatın; bütün bunları, içten, usul usul, alçak gönüllülükle, açıkça anlatın; anlatabilmek için de, çevrenizdeki eşyayı, düşlerinizin görülerini, anılarınızın ko­nularını kullanın. Günlük hayatınız size zengin görünmüyorsa, bundan yakınmayın. Kendinizden yakının, zenginliklerinizi göre­cek yeterlikte sanatçı olmadığınızı söyleyin. Çünkü yara... Devamı