16 05 2007

Rainer Maria Rilke

Gönül Sohbetleri - Cilt VI                                                                          Sabri Tandoğan   Rainer Maria Rilke 1958 kışının çok soğuk bir günüydü. Yedek subaydım. Eği­timden dönmüştük. Birden Nurettin Özdemir’i gördüm karşımda. Her zaman ki gibi sevgi dolu, sıcak ve samimi hâli ile yaklaştı, “Sabri” dedi, “Gidelim, hem çaylarımızı içelim, hem de biraz sa­nattan, edebiyattan konuşalım.” Ve bana Rilke’yi anlattı o ak­şam. Malte’den ezbere bölümler okudu. Çok heyecanlanmıştım. İlk fırsatta gittim aldım Malte Laurids Brigge’nin Notları’nı. Bir daha da bırakamadım. Özellikle gecenin ilerlemiş saatlerinde çevrede tam bir sessizlik varken, uzaktan, derinden gelen bekçi düdüklerine köpek havlamaları karışırken, elimde Rilke, kendimi mutluluğun da ötesinde, sınırsız hazlar ve heyecanlar içinde bulurdum. Kendimi garip, yalnız, kimsesiz hissettiğim zaman­larda, elim kendiliğinden Rilke’ye uzanırdı. Okudukça açılır, fe­rahlar; içim iyi, güzel, tertemiz duygularla dolardı. Rilke en yakın dostum, arkadaşım olmuştu artık... Sorunlarımı çözen, yürüye­ceğim yolu gösteren, gözyaşıma ortak olan, düşüncelerimi pay­laşan bir dost... Bana Rilke’yi tanıttığı için, o ışıklı evrenin kapılarını araladığı için Nurettin Özdemir’e ne kadar teşekkür etsem azdır... Keza, başarılı çevirisiyle Malte’ı dilimize kazandıran şair Behçet Necatigil’i “Genç Bir Şaire Mektuplar” çevirisiyle Rilke’yi sev­memde en büyük etken olan Prof. Melâhat Özgü’yü, Rodin’i çe­... Devamı

10 05 2007

Hızır AS Hakkında

  Soru:   Hızır (as) ile görüşme bahsi evliya kıssalarında çok geçiyor.Eskilerden Hızır(as) ı camide,yolda,dağda,bayırda görenler de olurmuş.Hızır ile görüşmenin hakikati nedir efendim?..Bu çok yüksek mertebe mi ister yoksa engin bir gönül mü?... Bu çerçevede kültürümüze yerleşen bereket ve huzur timsali Hızır-İlyas buluşmasının özünü de sizden okumak dileriz... Mehmet Doğramacı   Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı: www.gonulsohbetleri.net  (sizden gelenler)     Sayın Mehmet Doğramacı, 8.5.2007 tarihli mailinizi aldım.   Efendim, Hızır Aleyhisselam her zaman, heryerde görülebilir. O, Rahman ve Rahiym olan Allah’ın bu sıfatlarıyla darda kalan, sıkıntıda kalan, bunalan, imdat ve yardım isteyen, teselliye muhtaç olan herkese tecelli edebilir. Onunla konuşmak için muhakkak büyük bir veli olmak gerekmez. Ama o insanın dürüst, temiz, kalbinde kin ve nefret hissi taşımayan edepli, mütavazı ve kirlenmemiş, fıtratı bozulmamış bir insan olması gerektir. Rahmetli babam anlatırdı. Dedem, vefat ettiği zaman babam oniki yaşındaymış. Ailesinin geçimini sağlamak için ticarete başlamış. Çok soğuk bir kış günü Ermenekten üzerine bindiği atın iki yanına içinde ceviz içi olan çuvalları alarak yola koyulmuş. Ermeneğin meşhur bir “Yelli bel”i vardır. Oradan geçerken kar başlamış. Biraz sonra her taraf bembeyaz kesilmiş. Öyle bir yol ki iki tarafı uçurum. Torosların en zor yolu. Öyle ki at biraz sağa veya biraz sola gitse uçuruma yuvarlanacaklar. Rahmetli babam korkmuş. Vakit gece yarısı, hertaraf bembeyaz kar. Issız, kimsesiz, ürperten bir gece. Biraz sonra Hızır Aleyhisselam gözükmüş. Babama selam vermiş. Yavrum, hiç korkma, atın üzerinde rahat ve sakin otur. Eğer uykun gelirse uyu. At seni Silifke'ye götürecek demiş. Babam elini öpmek istemiş mübarek kaybolmuş. Sonra babam gözlerini kapamış, uyumuş. Sabahleyin gözlerini açtığı zaman kendini Silifkede bulmuş. babamın bu hatırasını işittiğim zaman ufak bir çocuktum, b... Devamı

10 05 2007

Hayatı nur kaynağı olarak görebilmek

Soru: Efendim, hayır-şer, iyi-kötü, nar-nur... bakışları bize göre midir? Kafasının içindeki kavgaları dindiremeyenlere göre midir? Mehmet Doğramacı   Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı:   Muhterem efendim, bütün mesele, bütün varlığı, bütün kainatı, bütün tecellileri rahmet kaynağı, nur olarak görebilmekte. Büyük Yunus “bir çeşmeden akan su acı, tatlı olmaya” derken, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri “Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler” derken hep aynı şeyi kastediyorlardı. Kötülük, çirkinlik, fenalık, kin, nefret, düşmanlık hep bizim içimizdeki tevhide ulaşamayışımızdan doğan negatif, noksan görüşlerden başka nedir? Bir dünya güzellik kraliçesi düşünelim. Bu kızcağızın (çok afedersiniz) burnunda sümük olması, kulağında kir olması, barsaklarında cife bulunması onun güzelliğine halel getirir mi? Bu ve benzeri hayati fonksiyonlar olmasa o kızın güzelliği devam edebilir mi? Demek ki bize pis gibi, çirkin gibi görünen bu durumlar o kızımızın güzelliğini tamamlayıcı unsurlar. Yıllar önceydi. Fakültede okuyordum. Yenimahallede oturuyorduk. Karşımızdaki ailenin kibar, temiz, hanımefendi bir kızı vardı. Melek gibi bir insandı. Bir gün bir başağrısına yakalandı. Sabahlara kadar feryad ediyordu. Gitmediği doktor kalmadı. Teşhiste birleşiyorlar, fakat tedavisi mümkün olmuyordu. Komşumuzun kızının burnundan sümük gelmiyordu. İlaçlar, tedaviler sonuç getirmiyordu. Bir gün mahallede herkesin evliya bildiği bir yaşlı teyze ziyaretine gidiyor. Kızım diyor, bunun bir ilacı var. Nezle olmuş, mütemadiyen burnu akan bir hasta bulacaksın. Onun burnundan akan sümükleri bütün yüzüne süreceksin. Allah’ın izniyle o zaman burun kanalların açılacak. Kızcağız ümit dünyası denilenleri yapıyor ve aslan gibi oluyor. Bu olay beni çok düşündürmüştü. Bir gün kendisine sordum? “Mualla”, dedim, “o sümükleri yüzüne sürerken hiç iğrenmedin mi, hiç tiksinmedin mi?” “Ah, Sabri” dedi, “bana o anda onlar n... Devamı

08 05 2007

Günümüzün Bunalımdaki İnsanlarına Öneriler

Sorular ve Cevaplar Soru: Efendim, çok sıkıldığımız, bunaldığımız, yaşama gü­cümüzü kaybeder gibi olduğumuz bir zamanda ne yapabiliriz?Cevap: Önce farz olan ibâdetlerimizi yapıp, arkasından bir hasta ziyaretine gitsek, bir hastahanede hiçbir ziyaretçisi olma­yan, garip, kimsesiz bir hastayı ziyaret etsek, hatırını sorsak, bir açı doyursak, bir dertlinin derdini ve gözyaşını paylaşsak, ilişki­lerimizin zayıfladığı bir uzak dosta bir mektup yazsak, ziyaretine gitsek, telefon etsek, ona olan sevgimizi, saygımızı, bağlılığı­mızı söylesek, kabir ziyaretine gitsek, bir çocuğu ufacık bir he­diye ile sevindirsek, dargın iki insanı barıştırsak, inanın ne gam kalır, ne kasavet... İçimiz yıkanır, aydınlanır, anamızdan yeni doğmuş gibi oluruz.Soru:Efendim, kiminle arkadaşlık yapayım, kiminle dost olayım?Cevap: Zâhiri sıfatı, ekonomik durumu, sosyal statüsü ne olursa olsun, ondan ayrıldığın zaman kalbine danış, içinde bir ferahlık, bir aydınlanma, bir inşirah, bir güzellik hissediyorsan, daha iyi, daha mutlu, daha huzurlu olduğuna inanıyorsan o kim­seyle dost ol. O hayırlı bir insandır.Aksi oluyorsa, kalbinde bir daralma, bir sıkıntı, bir tatsızlık duyuyorsan, onunla görüşmeden evvel içinde yaşadığın güzel­liği, neş’eyi, huzuru, mutluluğu kaybetmişsen, çevreni kara bu­lutlarla sarılmış görüyorsan, o kimseden sana hayır gelmez. Böyle kimselerle görüşmek sana -en azından- zaman kaybın­dan başka bir şey getirmez.Soru:Bugüne kadar istediğim gibi renk dolu, ışık dolu, sevgi dolu yaşayamadım. Hiç bitmese diyeceğim bir günüm bile ol­madı. Hayat hep bana, dert getirdi. Üzüntü getirdi. Hep sıkıldım. Bir türlü yaşama sevincine, pırıl pırıl bir yaşama üslûbuna kavu­şamadım. Bu tatsız gidişten nasıl kurtulabilirim?Cevap: Önce farz olan ibâdetleri yerine getirsek, sonra ken­di kendimizle bir anlaşma yapsak, kimseyi kırmamak, kırgın ol­duklarımızla barışmak için karşı tarafa dostluk elimizi uzatsak, kabul etmezse diyeceksiniz, o kendi... Devamı

06 05 2007

Değişiyorum, öyleyse varım

GENELLEMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ   Günlük hayatta genellemeye sık başvururuz. Genelleme aralarında ortak özellik bulunan şeyleri tasnif etmemize, anlatmamıza, algılamamıza ve öğrenmemize yardım eder. Bir şeyi tarif etmek için genelleme yaparız. Zihnin özel durumları ayıklayarak genel bir kurala ulaşması öğrenme ve öğretme kolaylığı sağlar. Ancak genellemenin ayrıksı durumları dışarıda bıraktığı gözden uzak tutulmamalıdır. Sokrat öğrencilerine ders verirken “İnsan iki ayaklı tüysüz bir yaratıktır.” diye tarif eder. Öğrenciler teneffüste tüyü yolunmuş bir tavuk bulur getirirler ve “İşte senin insanındır.” derler. Hayattaki nesneler ve olaylar değişkenlik ve özgünlük gösterdiğinden genellemelerin yanlış tarafları ortaya çıkar. Bunun için olsa gerek. F.Nietzsche “Bu dâhil bütün genellemeler yanlıştır.” diyerek, genellemedeki istisnaların göz ardı edilemeyeceğine vurgu yapmıştır. Bilimin gelişmesi ve insanın evreni algılamasında önemli bir yöntem olan genelleme yanlış kullanıldığında mizahın ilgi alanına girer. Geleneksel mizahımızın iki tiplemesi Hacivat ve Karagözün bir kısım gülünç diyalogları yanlış genelleme üzerine kurgulanmıştır. Hacivat bir gün şapka alır, Karagöz’e gösterir. Karagöz “bana ne” der. Hacivat “öyle denmez. Güle güle güle giy, başında paralansın.” diyeceksin der. Daha sonra Hacivat odun aldığını söyler. Bu kez “Güle güle güle giy, başında paralansın.”deyince “öyle denmez, güle güle yak otur da külüne bak” denir. Daha sonra ev aldığını söyler Karagöz “Güle güle yak oturda külüne bak” der. Hacivat bu kez “öyle denmez güle güle otur denir.” der komedi öyle devam eder. Genellemenin günlük hayatımızda yanlış kullanılması Hacivat–Karagöz komedisinden daha gülünçtür. Bir bakarsın siyaset sahnesinde bir bakarsın yönetim kademelerinde genelleme komedileri seyrederiz. Farkında olmadan günlük hayatta sık genelleme yaparız. Bir... Devamı

05 05 2007

Evlenecek Çiftler Arasında Uyum

Soru: Efendim, bir aile dostumuzun karşılaştığı bir durum nedeniyle size bir sorumuz olacak. Evliliklerde her iki taraf arasında hangi konularda uyum gerekir? Kültür, meslek, yaş, kazanç gibi farklar ileride sorun oluşturabilir mi? Bunlar ne dereceye kadar önemlidir ve ne ölçüde dikkate alınması gerekir?     Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı (www.gonulsohbetleri.net)   Efendim, arada yalansız, riyasız, saf, tertemiz bir sevgi varsa ben hiçbir engelin evlilikteki mutluluğa engel olacağını sanmıyorum. Yaş farkı, ekonomik durum, sosyal pozisyonlar hiçbiri ama hiçbiri karşı cinsten bir insanla bir güzelliği yaşamaya engel değil. Benim için hayatta en önemli olay sevmek ve sevilmek. Ama arada sadece evlenmiş olmak için evlenmek, para için evlenmek, menfaat, çıkar için evlenmek bahis konusu ise o zaman da o yuvada bir güzelliğin yaşanacağına inanmıyorum. Muhakkak birtakım nedenler, birtakım insanları rahatsız edecektir. Söyleyeceklerim ana hatlarıyla bunlar. Eğer bu cevap sizi tatmin etmediyse daha somut örnekler verin onları tartışalım. Akıntıya kürek çekmeyelim.   Selam, sevgi ve saygı ile. Sabri Tandoğan ... Devamı

05 05 2007

Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler

Sayın büyüğüm, Bazı insanlar telefonla konuşurken, birbirlerinden ayrılırken herşey gönlünüzce olsun diyor. Acaba böyle söylenmesi doğru mudur? Herşey gönlümüzce mi olmalı, merak ediyorum, lütfen açıklar mısınız?   Hatice Gülensoy     Sayın Sabri Tandoğan'ın cevabı:   Sayın Hatice Gülensoy, 5.5.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, büyük Türk velisi Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazetleri “Tevfizname” isimli şiirinde   “Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler”   diyor. Yukarıya aldığımız söz acaba gerçeği yansıtıyor mu? Benim içimden gelen herşey Hak mıdır? Güzel midir? Allah rızası için midir? Buna hemen evet diyebilir miyiz? İnsanoğlu bir zıtlıklar katmanı, çelişkiler yumağı. Yunus “Bir dem gelir” diye başlayan şiirinde bu çelişkiyi ne güzel anlatır. Bir gün sokakta giden bir adam bir veliye rastlar, yaklaşır, selam verir, ellerinden öper. “Efendim”, der müsaadenizle bir soru sormak istiyorum. “Günlük hayatını yaşayan normal, sıradan bir insanla, bir velinin farkı nedir?” Veli zat tebessüm eder, cevap verir: “Evladım”, der, “günlük hayatını yaşayan insan sabahleyin kalkar, yapacağı işleri sıralar. Bugün şunları alacağım, şuralara gideceğim, şu kimseleri ziyaret edeceğim der. Veli zat kalktığı zaman önce kendisini bu güzel güne kavuşturan Rabbine şükreder. Sonra, bakalım, der, Cenab-ı Hak bugün bana neler gösterecek, nelere şahit olacağım kimleri göreceğim”. Dikkat ederseniz birincide ön planda olan insanın nefsidir, egosudur, benliğidir. Ben, diyor, şunları, şunları göreceğim, şunları, şunları yapacağım. Veli zatta görülen ise tam bir teslimiyettir. Tatlı, sıcak, yumuşak bir teslimiyet. Güzel bir teslimiyet. Acaba Rabbim bana bugün kimleri gösterecek, beni kimlerle konuşturacak? Ne gibi sözlere, ne gibi olaylara şahit olacağım? Efendim, bilmem anlata biliyor muyum? İbrahim Hakkı Hazretleri teslimiyeti o kadar güzel anlatıyor... Devamı

04 05 2007

Peygamber Sevgisi ve Aşkı

Soru-cevap:   Efendim Hayırlı günler dileğiyle merhaba, Sayın büyüğüm, Yüce Peygamberimize duyduğumuz sevgiyi günden güne nasıl ilerletebiliriz? O’nu her geçen gün büyüyen ve çoğalan bir aşk ile sevebilmek için, bir insanın hangi yolu izlemesi gerekir? Allah’a emanet olunuz, sonsuz hürmet ve selam ile... Buket     Sayın Buket Hanım, 3.5.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, seven sevdiği kimse gibi yaşamak ister. Onun adetlerini, O’nun yaşama üslubunu kendiliğinden benimser. O, zorlama olmayan, doğal, spontan bir oluştur. Peygamber sevgisinde de öyle. Biz eğer Yüce Pygamberimizi gerçekten seviyorsak elimizden geldiği, gücümüzün yettiği kadar O’nun Hadislerini yaşamaya çalışmalıyız. Mesela ilk başlayaağımız Hadis -ki bana en çok sorulan hususlardan birisi- “Ya hayır söyle, yahut sus” Hadisi olmalıdır. Bir süre bu Hadis üzerinde çalışın. Onu yaşamak  için iş hayatınıza, ev hayatınıza, sosyal hayatınıza onu uygulamaya çalışın. Göreceksiniz bu bir Hadis size o kadar çok kadar çok şey kazandıracak ki siz de hayret edecejksiniz. Hadisi okuyup geçmekle biz sadece kendimizi aldatırız. Önemli olan bilmek, onu hayata uygulamaktır, yaşantı haline getirmektir.   “Sen kendini bilmezsin, Ya nice okumaktır”   Sadece öğremekle işin biteceğini sanmak bizi büyükelçinin hanımının durumuna düşürür. Televizyonda bir büyükelçinin hanımıyla röpörtaj yapılıyordu. Büyükelçinin hanımı “Efendim”, dedi,”ben, kocamın görevi nedeniyle birçok ülke gezdim. Gittiğim yerlerde yüzlerce yemek öğrendim. Ve bir rakam söyledi. Ropörtajı yapan genç kız, birden sordu: “makarna nasıl yapılır?” Kadıncağız kızardı, bozardı, sarardı, kekeledi, “şey yani”, dedi, “rezisdansta biz mutfağa girmeyiz ki. Hizmetkarlar yapar”. Onun üzerine ropörtajı yapan genç kız manidar bir şekilde gülümsedi ve “belli oluyor efendim” dedi. Kadın fena halde mahçup ol... Devamı

02 06 2007

Kadınlık Sanatı

  Kadınlık Sanatı   Soru:   Efendim, birçok konuda aydınlanmamıza vesile oluyorsunuz. İnternet siteniz de bu konuda oldukça yararlı. Televizyon sohbetlerinizi de kaçırmamaya çalışıyoruz, hanım arkadaşlar olarak birbirimize tavsiye ediyoruz, bazan birlikte kitaplarınızdan okuduğumuz oluyor.   Sayın büyüğüm, benim de sizin çok değerli görüşlerinize ihtiyacım olan bir sorum var. Şöyle ki eşim, eve benden daha geç bir saatte geliyor, ben de çalışan bir hanımım. Eşim gelene kadar yemek hazırlıklarını tamamlamış oluyorum ve o gelince yemeğe geçiyoruz. Ancak eşim çok yorgun gelmesine rağmen yemekten sonra bir süre televizyon başında oturuyor, biraz dinleniyor ve daha sonra bir dernekte arkadaşlarıyla sohbet etmek için çıkıyor ve eve tekrar geri gelmesi geç saatleri buluyor. Ben bu sürede hep yalnız kalıyorum, onu beklemeden uyuyamıyorum. Birçok kez bu durumun beni memnun etmediğini anlatıysam da bunun etkisi bir veya iki gün sürüyor, eşim yine alışkanlıklarına geri dönüyor.   Efendim, bu noktada kendimi de eleştirdiğim oluyor ancak bu soruna tam bir çözüm de bulamadım şimdiye kadar. Sizin bu konuda bana önereceğiniz bir yol olabilir mi acaba?   Herşey için tekrar teşekkürler ediyorum. Size sağlıklı, uzun ömürler dilerim. İyi günler... Nezahat Uzgören       Sayın Sabri Tandoğan’ın cevabı:   Sayın Nezahat Uzgören,   Kıymetli yavrum, mailinde çok hassas, çok ince bir konuya değinmişsin. Bu durum senin gibi daha pek çok evli hanımın ana sorunlarından biri. Genellikle Türk erkekleri daha baştan ailesi tarafından özellikle anne tarafından yanlış yetiştiriliyor. Erkek çocuk doğar, bayram yapılır. Şenlik günlerce sürer. Kız çocuk doğar çehreler asılır. Eşi kız doğurdu diye avukat tutup boşanma davası açanlar bile oluyor. Ve erkek çocuk ilk günden itibaren farklı yetiştiriliyor. Birçok evde bunun müşahade etmek mümkün. Mesela akşam yemeği yenecek, ekmek kalmamış. Anne haydi kızım diyor, git bir ekmek a... Devamı

03 05 2007

Aşk gelince, cümle eksikler biter

Aşk gelince, cümle eksikler biter   Soru:   Efendim, genellikle nefsani anlamda ilgi duymak, beğenmek, alışmak, tutku birbirine karıştırılıyor ve aşk sanılıyor. Oysa bütün bu tanımlar arasında hala şu sorunun cevabı verilmiş değil: Bir insan, duygularının beğeni, arzu, tutku veya ilgi değil de gerçek bir aşk olduğuna nasıl karar verir, burada hiç yanılmayacak bir ölçü gösterebilir misiniz, veya bir insanın bize karşı olan duygularına aşk diyebilmemiz için ölçü veya gösterge nedir? Kısacası efendim, aşk nedir sizin tanımınıza göre, bir sevgi ne zaman aşk olur? Evrensel anlamda aşk ile kişisel aşk arasında bir ilgi var mıdır?    Efendim, siz hep evrensel bir sevgiyi öğütlüyor, yerdeki bir kum tanesinden gökyüzündeki samanyoluna kadar sevmeliyiz diyorsunuz. Değil sade insanların istisnasız bütün eşya ve cemadatın da sevgiye muhtaç olduğunu ve bunun hasretini çektiğini belirtiyorsunuz. Peki bu konuda insan nereden, nasıl başlamalı? Bu yolda ilerlemenin şartı nedir? Sadece istemek yeterli olur mu, yoksa bu evrensel sevgi yolunun alınmasını kolaylaştıran ve bu yolda sürekli ilerleyebilmeyi mümkün kılan başka olmazsa olmazlar var mıdır, varsa nasıl kazanılır? Necibe Özübir     Sayın Sabri Tandoğan’ın cevabı:     Sayın Necibe Özübir,   Kıymetli yavrum, aşk konusunda insanlar genellikle yanılıyorlar. Beğenmek, hoşlanmak yahut karşı cinsten bir insana karşı şehevi bir arzu duymak genellikle aşk olarak isimlendiriliyor. Ben bunun bir yanılgı olduğu düşüncesindeyim. Sıcak bir yaz günü genç bir delikanlı plaja gidiyor. Kumlara uzanmış bikinili, güzel bir kız görüyor. Pek tabi heyecanlanıyor. Akşam eve döndüğü zaman “ben, bugün aşık oldum” diyor. Bunun aşkla ne ilgisi var? Bu yönüyle yanılgılar zinciri devam edip gidiyor. Oysa aşkta beğenme, hoşlanmanın ötesinde bir insana duyulan büyük saygı, büyük hayranlık yatar bence. Bu da bir insanın kolunu, bacağını beğenmeye benzemez. O şahsın duyguları, düşünc... Devamı

03 05 2007

Gözün bakışı kalbe bağlıdır, insan istediğini görür

Gözün bakışı kalbe bağlıdır, insan istediğini görür   Soru: Sayın hocam, Gozunu haramdan sakindirma konusunda neler önerirsiniz? Bugünkü toplumda bircok ahlaki degerlerimiz ayaklar altında cigneniyor ve bu konuda bazan sinirlarimizi zorluyorlar. Böyle bir durumda kalbini ve kafasini nasil koruyabilir bir kisi? Dualarimizdasiniz hocam, hersey icin çok tesekkurler.   Mahmut Güler     Sayın Mahmut Güler, 3.5.2007 tarihli mailinizi aldım. Kıymetli yavrum, gerçekten çetin bir mes’ele. Hele günümüzde. Hele genç, dürüst, temiz, yetişmek isteyen, tekamül etmek isteyen kimseler için daha da iş güçleşiyor. Çünkü yanımız yöremiz gazeteler, televizyonlar, sinemalar, sokaklar, caddeler, çarşılar, pazarlar hep insanı ayartan, kışkırtan, yoldan çıkartan durumlarla dolu. Bu durumda yapılacak olan nedir? Gelin sizinle beraber asırlar ötesine bir yolculuk yapalım. Eski Yunan’da bir genç bir suç işler. Cezası ölümdür. Fakat o genç çevresi tarafından çok sevilmektedir. Zamanın hükümdarına giderler. Efendim, derler, o kimseyi bırakın. Çünkü yeri doldurulamayacak kadar kıymetli bir insan. Hükümdar der ki ona bir şans tanıyorum. Omuzuna ağzına kadar içi zeytinyağı dolu bir fıçı alacak ve şehrin bir ucundan öbür ucuna onu götürecek. Birtek damla dökerse onu hayatıyla ödeyecek. Genç, zeytinyağı dolu fıçıyı omuzuna alır ve şehrin ana caddesinde bir uçtan öbür uca götürür. Tek damla dökülmemiştir. Hayatı kurtulmuştur. Halk kendisini çılgınca alkışlar. Birisi sorar: “Hepsi iyi, hoş da önünde danseden o çıplak dansözlere hiç mi gözün ilişmedi?” Genç hayretle bakar, “Böyle dansözler yoktu ki ben göreyim”. Bu küçük hikaye bize şunu gösteriyor. Bir insan bütün varlığını bir noktada toplarsa o zaman görmek istediğinden başka birşey göremiyor. Siz de inancınızla, içinizdeki aşkla her gün biraz daha Allah’a ve Peygambere yaklaşmanın heyecanıyla öyle yürüyün ki negatif olan hiçbir şeyi görmeyin. Gerekirse yolunuzu değişti... Devamı

02 05 2007

Fenerbahçe Denilen Hayalet

  Soru: Efendim merhabalar, Sizin Fenerbahçeli olduğunuzu hep işitiyoruz, esprilerinizi de. Peki efendim, tarafsız bir hakim olarak bugünkü Fenerbahçe'yi tutmak nasıl bir duygu anlatır mısınız?   En içten selam ve hürmetlerimle...   Hayrettin 1.5.2007   --------------------------------   Sabri Tandoğan'ın cevabı:   Sayın Hayrettin Bey, 1.5.2007 tarihli mailinizi aldım. Efendim, tam da hassas bir noktaya dokunmuşsunuz. Bütün Fenerbahçeliler ıstırabın en koyusunu yaşarken öteden beri benim Fenerbahçe için söylediğim bir söz vardır. Müsaadenizle size de tekrarlayayım: Bir kimseye beddua etmek istiyorsanız, sağlığını, hayatını, işini gücünü, çoluğunu çocuğunu hiç karıştırmayın, deyin ki “İnşallah Fenerbahçe taraftarı olursun. Bir daha ölünceye kadar yüzün gülmez”. İşte Fenerbahçe öyle bir takım. Hele son yıllarda Aziz Yıldırım isimli en negatif bir insan başkan olduktan sonra hiçbir taraftarın yüzü gülmüyor ve gülmeyecek. Çünkü o öyle bir başkan ki parasına güvenerek hayatta sataşmadığı insan, çatmadığı makam, sürtüşme halinde olmadığı kimse kalmadı. Son derece agresif, saldırgan, mütecaviz bir insan. Benim Fenerbahçeye gönül verdiğim yıllarda o devrin başbakanı merhum Şükrü Saraçoğlu klüp başkanıydı. Şükrü Saraçoğlu, çalışkan, temiz, dürüst bir Anadolu çocuğu idi. Hayat boyu bir beyefendi olarak yaşadı, bir beyefendi olarak Hakka göçtü. Allah’ın rahmeti, Peygamberin şefaati üzerine olsun. Hayatı boyunca kimseye sataşmadı, kimseye bulaşmadı. Bir karınca bile incitmedi. Ne yazık ki Aziz Yıldırım, parasına güvenerek Fenerbahçeyi sevilen değil, sevilmeyen bir takım haline getirdi. Öyle insanlar var ki, “kardeşim sen Fenerbahçeli misin” dediğiniz zaman, “neden bana hakaret ediyorsun” diye kaşlarını çatıyor. Senelerce, senelerce evveldi. Beş yaşında bir çocuktum. Fenerbahçeye gönül verdim. Ama neden? İnanın ben de bilmiyorum. Daha o zamanlar söylenirdi, “Fener, dü... Devamı

01 05 2007

İnsan Bu Meçhul I

İnsan Bu Meçhul I Japon dilinde, küçük, basit, önemsiz, sıradan, alelâde, lâlet­tayin gibi kelimeler kullanılmıyor. Çünkü onlara göre her şey önemli, hem de son derece önemli. Sanırım işin aslı da öyle, önümüzdeki iş neyse, onu hor görmeden, gücümüzün, imkân­larımızın oranında en güzel yapmaya çalışmak; ilerlemenin, tekâmülün ilk şartı değil midir? Ve biz millet olarak da, fert ola­rak da bundan ne kadar kaybediyoruz. Aklımız hep büyük iş­lerde, köy kahvelerinden tutun da, ta nerelere kadar her gün hükûmet kurulur, hükûmet devrilir. Kime sorsanız, ben başba­kan olsam şöyle yapardım, böyle yapardım hikâyeleri. İyi güzel de sen kendi hayatına bir renk, bir ışık, bir anlam getirebildin mi? Sen kendi ailen, kendi işyerin için bir huzur, neş’e, mutluluk kaynağı olabildin mi? Hangi yönünle örneksin? Nemrut da ken­dini ilâh gibi görüyordu ama küçük görülen, önemsiz görülen bir sivrisinek ona yetti, ona aczini öğretti. Kesinlikle söylüyorum, pek az istisna dışında bu düşünce bizde yok. Vaktiyle bir kitap bastıracaktım. Ankara’nın o tarihlerde ikinci gelen bir matbaa­sına gittim. Şöyle şöyle bir kitap bastırmak istiyorum; yalnız bir noktayı belirtmekte yarar var. Lütfen fiyatı ona göre isteyin. Ben titiz bir insanım, tek harf hatası bile beni çok üzer. Matbaacı doğruldu. İmkânsız efendim dedi. Hatasız kitap basılmaz. Hata­lar olur. Kitabın sonuna bir doğru-yanlış bölümü koyar, düzelt­meleri orada yaparız dedi. Kendisine biraz evvel Tarhan Kita­bevi’nde olduğumu, orada Shakespeare’in bütün çalışmalarının yer aldığı bir kitabı incelediğimi, çok ince puntolarla yazılmasına rağmen dev bir kitap olduğunu, kitabın başında, tek harf hatası bulana büyük bir para ödeneceğinin yazıldığını söyledim. Din­lemedi bile. Onlar sahaya çıkmadan mağlubiyeti kabul ediyordu. İşte bu zihniyette, bu kafa yapısında bir adamda önce şahsiyet kavramı, kendine saygı kavramı teşekkül etmemiş demektir. Ne demek onlar yapar, biz yapamayı... Devamı

08 04 2007

Gerçek Şahsiyet

GERÇEK ŞAHSİYETOn yedinci Amerika Cumhurbaşkanı bir konuşma yapmak için kürsüye gelir. Akıllı, dengeli, ne söylediğini bilen bir insandır. Tane tane, yumuşak bir sesle, akıcı bir üslupla konuşmaya başlar. Bir süre sonra, küstah, kendini bilmez, saygısız bir milletvekili alaycı bir ifadeyle kürsüye laf atar. "Sen," der, Cumhurbaşkanına, "Biraz da terzilik günlerinden bahset". Cumhurbaşkanı hiç efendiliğini, olgun tavrını, kibarlığını bozmaz. Sesin geldiği tarafa döner; "Evet," der, "Ben cumhurbaşkanı olmadan evvel terzilik yaparak ekmeğimi kazandım. Çoluk çocuğuma dikiş dikerek helal ekmek yedirdim. Ama ben onurlu, haysiyetli, ciddi ve dikkatli bir terzi idim. Bir gün bile, gerek elbise provalannda, gerek teslim günlerinde aksama olmadı. Günü gününe, saati saatine işimi yaptım. Bununla da iftihar ediyorum.Gurur duyuyorum. Asıl utanç duyması gerekenler, kirli işlerden para kazanarak çoluk çocuğuna haram ekmek yedirenlerdir". Meclise bir sessizlik çöker. Deminki terbiyesiz ve saygısız çıkışı yapan adamın yüzü kıpkırmızı olur. Bu, tarihe geçen, ibret verici, düşündürücü, örnek alınması gereken güzel davranışlardan biridir.Çin'de ihtilal olmuş, Maocu güçler imparatorluğa son vermiş, idareyi ellerine almışlardır. Son imparator tahtından alınmış, kendisini küçük düşürmek amacıyla bahçıvan yapılmıştır. Bir gün ağaçlann dibini çapalarken kızıl muhafızlardan biri gelir. Alay etmek ister imparatorla: "Ooo İmparator Hazretleri, bu ne düşüş böyle. Dün Çin tahtında oturan bir imparatordun, bugün çapa yapan bir bahçıvan..." İmparator bu çirkin hitap üzerine çapasını bırakır, büyük bir edep ve saygıyla; "Sayın muhafız," der, "Ben sizin gibi düşünmüyorum. Olaya sizin gibi bakmıyorum. Evet dün imparatordum. Tahtta kaldığım sürece görevimi en iyi yapmaya çalıştım. Bugün bahçıvanım. Görevim ne ise yine onu en iyi yapmaya çalışıyorum. Dün milletime muhatap oluyordum, bugün ağaçlara. Şimdi ağaçlarla konuşuyor, onlara faydalı olmaya çalışıyorum. Onlarla arkadaşlık yapıyorum. Dün impar... Devamı

14 01 2007

Bir Babanın Kızına Mektupları

Gönül Sohbetleri - Cilt III                                                                           Sabri Tandoğan   Bir Babanın Kızına Mektupları Sevgili kızım. Artık evlendin, senin için yeni bir hayat baş­lıyor. İnşallah, bir ömür boyu eşinle beraber, huzur dolu, mut­luluk dolu, sağlık dolu güzel bir hayat yaşarsınız. Bütün günle­riniz hayırlı çalışmalar, devamlı ibadetlerle birbirinden güzel geçsin. Birbirinize sevgi, saygı duyun. Unutmayın ki içinizdeki sevgi kadar, saygı kadar var olacaksınız. Sevmek devam eden en güzel huyum, deyin. Kıymetli yavrum, eşine karşı her zaman, her yerde, her durumda saygılı ol. Dikkatli ol. Onu uğurlarken, karşılarken, bir hükümdara nasıl davranılırsa öyle yap. Öyle ince, öyle edepli ol ki, senden ayrıldığı zaman, içi en güzel, en nezih duygularla dolsun. Arkasından hayır dualar et. İyi dilek­lerde bulun. Allah’a emanet et. Unutma ki bu çağda insanın tek umudu, bu adına hayat denilen fırtınalarla do!u denizde, gide­ceği tek liman, kendi evi. İster minicik bir gecekonduda otur, ister muhteşem bir sarayda, orayı cennet haline getir. Edebinle, inceliğinle, zarafetinle, temizliğinle, hassasiyetinle evinde hep güzellikleri yaşa. O güzellikleri eşinle paylaş. Mutluluğu, huzuru parada, eşyada, giyimde arayanlardan olma. Bütün yücelikler senin içinde. Kâinattaki yerini bil. Şeyh Galip, “Hoşça bak zâtı­na kim, zübde-i âlemsin sen” diyor. Kâinatta bir şey kalmadı da sen var oldun. Ağzından çıkan her söze dikkat et. Her za­man, her yerde Yüce Peygamberimizin buyruğunu yerine getir. Ya hayır söyle, yahut sus. Lütfen, elim... Devamı

26 11 2006

Stres ve Bunalımdan Kurtulmak

Stres Günümüzde moda olan kelimeler ve konuşmalar var. Bilen, bilmeyen, aklı eren, ermeyen onları kullanıyor. Bir yerde bazı kimseler kendilerini mecbur hissediyorlar o kelimeleri kullan­maya. İşte o kelimelerden biri de stres. Her yerde karşımıza çıkıyor. Sabahtan akşama kadar işitiyorsunuz. Hani, insanın, stressiz tarafından bir bardak su ver diyeceği geliyor. Kelime olarak, insanın zorlanması demek olan stres, gerçek anlamın­dan saptırılarak, her an, her duruma uygulanıyor. Bu sebeple insanlar ruh sükûnetlerini kaybediyorlar. Kendi kendilerini hasta ederek, olumsuzluklar, şikâyetler içinde, yaşama sevincinden uzak, hayatın güzelliklerine sırt çevirerek bedbin, karamsar bir ruh hali içinde kahrolup gidiyorlar.Niçin dünyaya gönderildiğinin, yaşamaktaki amacının ne ol­duğunun bilincinde olmayan insanlar için yapacak başka ne ka­lıyor ki...Hayatın, yaşamanın, varoluşun, insan denilen son derece karışık, çapraşık, çözülmesi güç mekanizmanın farkında olma­yan kimseler için, birtakım yakıştırmalarla, faraziyelerle hareket etmek kaçınılmaz bir yoldur. Görülen şu; biz insanı, hayatı, varoluşun amacını çoğu zaman bilmiyoruz. İnsana yaklaşımımız kendi zanlarımıza, varsayımlarımıza, kişisel veya toplumsal ge­nel veya önyargılarımıza göre oluyor. Tabi neticede kendimizi ve diğer insanları anlayamıyor, bazen onlara, bazen kendimize haksızlık yaparak, adına yaşamak denilen o büyük, o güzel, o muhteşem olayı berbat ediyoruz. Yazık değil mi? Kendimizi de, başkalarını da mutsuz ve huzursuz etmeye ne hakkımız var?Gayet tabii. Hayat da ölüm de var. Sıkıntı da var. Çile de var. Hastalık da var. Ne sanıyorsunuz? Biz bu dünyaya yiyip içip, keyif sürüp, nefsimizin azgınlıklarını tatmin etmeye mi gel­dik? Neden dikensiz gül arıyoruz ki... Hiç dikensiz gül olur mu? Şu minicik örnek bile, gönül gözü açık olanlara neler neler anla­tıyor. Evet, hayatın diyalektiği hep zıtlıklar üstüne kurulmuş. Varoluş yokoluş, ölüm hayat, gece gündüz, güzel çirkin, asil baya... Devamı

30 10 2006

Gönül Dostlarına Merhaba

Değerli Dostlar, Bugün 30 Ekim 2006, saat 9:30. Şu andan itibaren kısmet olursa bu sayfada sizlerle beraber olmanın güzelliğini yaşayacağız. Duygu, düşünce dünyasında izlenimlerimizi, tesbitlerimizi paylaşacağız. Bu sayfa aslında benim değil, sizin olacak. Madem ki şu an varız, varoluşun güzelliğini yaşıyoruz, neden bunun paylaşımını yapmayalım? Güzel, çok güzel, inanılmayacak kadar bir dünyada yaşıyoruz. Çevremizde bütün bozukluklara, düzensizliklere rağmen tertemiz kalabilmiş bir beyaz bulut kadar kirden, lekeden uzak insanlar var. Neden bir olmayalım, beraber olmayalım? Neden ilimler, güzel sanatlar, din, felsefe, tasavvuf, doğa güzellikleri konumuz olmasın? Bu sayfa herkese açık. Bu sayfada sadece ama sadece paylaşmanın, sevginin, dostluğun, kardeşliğin güzelliğini yaşıyacağız. Görüşleriniz, inanışlarınız veya inançsızlıklarınız ne olursa olsun siz bizim için dostsunuz, kardeşsiniz, arkadaşsınız, sırdaşsınız. Yunus, “Gelin canlar bir olalım” diyordu. Biz niye olmayalım? Hepinize ayrı ayrı sevgilerimi, saygılarımı iletiyor, hepinizi muhabbetle içten gelen duygularla selamlıyorum. Not: Gelin ilk olarak şu andan itibaren elele verelim ve koro halinde diyelim ki “Bugüne kadar süregelen ne kadar kırgınlık, küskünlük, dargınlık varsa hepsini unutalım. Bugün hayatımızda yepyeni bir sayfa açılsın. O sayfada sadece sevginin, dostluğun, arkadaşlığın, kardeşliğin sesi terennüm edilsin. Bütün insanları tek istisna olmadan sevgiyle, saygıyla kucaklayalım ve onlara beraber olmanın güzelliğini fısıldayalım. Ve bizler de Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi: “Ben cihanın altın terazisine Ağırlığımca sevgi vermişim Ses edin uzak milletlerin gençleri Bütün antenlerimi germişim”. Diyelim... Sabri Tandoğan... Devamı